e-ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
e-ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2014 Salı

Kullanıcı Deneyimi 5 Noktada Nasıl Geliştirilir? (devam yazısı)

Önceki yazımda, kullanıcı deneyimini geliştiren 5 unsurdan bahsetmiştim. Ek 5 madde ile temel bir kullanıcı deneyimi analizi yapmış olacaksınız.

Kaldığımız yerden devam.

6. İletişim sayfası: Ziyaretçileriniz gerek güvenilirlik sebebiyle, gerekse ihtiyaç duyulduğunda karşısında kimlerin olduğunu bilmek ister. Mobil kullanıcılar ve düşük hızdaki bağlantıları da dikkate alarak mümkün olduğunca metin formatında iletişim bilgileri paylaşılmalıdır. Kolay ulaşılabilir bir yerde olması önemlidir. Birçok e-ticaret sitesi, özellikle telefon numarasını bu sebeple header'da (sitenin en üst alanında) bulundurur. Örnek için Zappos ve GoDaddy'i inceleyebilirsiniz.

7. Hakkında sayfası: Özellikle siteyi ilk defa ziyaret eden ve e-ticaret sitesi ise, güvenli bir alışverişten emin olmak isteyenler; hakkında sayfasını görmek isteyecektir. Kolay ulaşılabilir bir yerde olmasına özen gösterin. Kısa bir metin, gerekliyse birkaç link ve mümkünse fotoğraf (stock değil) yeterlidir.

8. Ana sayfa: Fiziksel dünyadaki dükkan vitrini olarak düşünebilirsiniz. Nasıl ki vitrine bakan bir kişinin 5-10 saniye arasında dükkana girmesi beklenirse, ana sayfa da ziyaretçiyi sitenin "içeri" çekebilmelidir.

Fırsat ürünleri ve yeni gelen ürünler, fiziksel vitrinlerin ön bölümünde yer alır. e-Ticaret siteniz varsa, bu alışkanlığı sürdürün. Özel ürünler mümkünse above the fold'da (scroll yapmadan görünen alan) kalmalıdır. İçerik üreten bir siteniz varsa, özel içeriklerin ana sayfada yer aldığından emin olun.

Şirket logosunun sol üstte yer alması beklenir. Ana sayfa dışındaki sayfalarda logoya tıklandığında, kullanıcının ana sayfaya yönlendirilmesi de diğer bir alışkanlıktır.

9. Site renkleri ve font: Kullanılan renkler uyumlu ve okunabilirliği kolaylaştırmalıdır. Font ise çok küçük ya da büyük olmamalıdır. Mobil cihazların ekranları ve farklı boyutlardaki laptop/desktop ekranları, siteyi farklı formlara sokar. Bu farklılığı destekleyen font ve renkler seçmeye dikkat edin.

10. Yazılar: Sosyal medyanın evrimine bakınca, yazıların kısalıp görselliğin arttığını fark edersiniz. Ziyaretçiler bir an önce ilgili sayfayı bulmak ister. Don't Make Me Think kitabında Steve Krug, "Yanlış bir sayfaya gitmenin bedeli yoktur. Sadece geri tuşuna tıklarsınız. Bu sebeple kullanıcılar, metinleri uzun uzun okumaz," der. Birkaç kere beklentisi dışında bir sayfaya giden ziyaretçi tabii ki sonunda siteden çıkacaktır.
Kısa ve net metinlerle, mümkünse görseller de kullanarak ziyaretçiyi doğru sayfaya yönlendirin.

20 Şubat 2014 Perşembe

Anlayamazsınız - Türkiye'de e-Ticaretin Geleceği

Birçok sektörde adettir. Yılın başında öngörüler, sonunda da değerlendirmeler yapılır. Birçoğu tutmaz. Ama geriye dönüp bakılmaz da.

Google'da e-ticaret markalarının hesap performansı ve optimizasyonundan sorumluydum. Çalışmaya başladığım dönem, özellikle private shopping sitelerinin kurulmaya başladığı zamanlara denk gelir. Google ürünlerine entegrasyonları ve reklamların kurgulanmasında birçok ajans ve marka ile birlikte çalıştım.

O zamanlar e-ticaret oldukça bâkir bir sektördü. Tüketiciler deneme alışverişler yapıyor ve çevreleriyle bunu konusuyordu. Özel alışveriş kulüpleri, üyelerine kendilerini özel hissettiriyordu çünkü sadece üyeler ürünleri görebiliyordu. Limango, "neden üye olmak istiyorsunuz?" diye soru soruyordu, hemen üye olunmuyordu. Cevapları okuyorlar mıydı emin değilim, bir süre sonra üyelik tamamlanıyordu.

Kadınların e-ticarete alıştıkları bu süreçte, standart e-ticaret siteleri ve listing siteleri de kadınları hedeflemeye başladı.

"Bir kadını on kişi ister, biri alır" misâli, herkes meşhur "plaza kadınını" ve "Anadolu kaplanının eşini" daimi müşterileri arasına katmaya çalıştı. Çalışıyor.

Marka fakiri bir ülkede, İnternet'te markalarımız olur diye düşünürken; indirimler, fırsatlar birbirini kovaladı.

e-Ticaretçileri bir araya getiren kuruluşlar, henüz sektöre yatırım yapılması gereken dönemde olduğumuzu anlatmadı. Birlikte hareket edilmesi gerekiyordu. Pasta büyürken rekabetin bu kadar sert olmaması gerektiği markalara sürekli hatırlatılmalıydı.

Kodlarımıza işlemiş olsa gerek, dükkan alışkanlıkları sürdürüldü. Bir site değil, bir marka olunduğu ve markanın uzun vadeli yatırımlarla, fırsatlardan uzak durarak yaratılabilecek bir değer olduğu yok sayıldı. (Tüm siteler için söylemiyorum tabii ki. Bu tuzağı fark edip, algısını koruyarak hareket etmeyi seçenler de yok değil.)

Fırsat dünyası haline gelen Türkiye e-ticareti, Silikon Vadisi'ni "yakından" takip ederken; Amazon tüketicileri ile ilgili bir araştırma yayinlandi. Amerika'da lüks tüketimi yapan varlıklı segmentin 70%'i, son 12 ayda Amazon'dan alışveriş yaptığını belirtmiş.

Marka olmak o kadar büyük bir güç ki, Amazon kullanıcılarının 29%'u Amazon Prime üyesi. Yani herhangi bir ürün almadan, hizmeti satın alacak kadar Amazon'a bağlanmış.

2014 için, mevcut sıkıntılı ekonomi şartlarında tek öngörüm var: Birlikte hareket etmeye ve "ucuz" değil "ayrıcalıklı" olmaya odaklanılmalı. Aksi durumda 2014, günü kurtarma yılı olacak.

Amazon ile ilgili araştırmanın kaynağı: Lüks Tüketim Alışkanlıkları. Shullman Research Center, Aralık 2013.


1 Eylül 2013 Pazar

Kullanıcı Deneyimi Geliştirmek İçin 5 Nokta

Silikon Vadisi'nde pazarlama; ürün yönetimi, doğru ve yeterli data toplama ve data okuyabilme olarak kabul ediliyor. Amerika'daki trendleri birkaç yıl geriden takip ettiğimiz düşünülürse, Türkiye de pazarlama mühendisliği kavramına ilerliyor diyebiliriz.

Özellikle bir İnternet markası söz konusuysa (fiziksel dünyada dükkanı bulunmayan bir e-ticaret sitesi gibi), ürün yönetimi denilince akla ilk gelen websitedir.

Sürekli toplanan data ile detaylarda değişiklik yapılabilir. Ancak diyelim ki işe yeni başladınız ya da sitenize ilk defa kullanıcı deneyimi açısından bakacak bir girişimcisiniz, nelere dikkat etmelisiniz?

Aklıma gelenleri toparlıyorum, farklı fikri olanlar paylaşırsa mutlu olurum.

1. HTML: Flash site kullanımı giderek azalıyor gibi görünse de belirtmekte fayda var. HTML kullanmak, sitenin arama motorları tarafından indekslenmesini yani SEO performansını kritik ölçüde etkiler. Flash siteler ayrıca, loading time (yüklenme süresi) performansını da düşürür.

2. Loading Time: Sitenizdeki herhangi bir sayfaya ulaşmak istendiğinde, sayfanın ne sürede yüklendiğidir. Kullanıcılar, uzun sürede yüklenen sitelerden büyük olasılıkla bounce ederler. Siz de trafik kaybeder, boşuna pazarlama harcaması yapmış ve average time on site (sitede geçirilen ortalama süre) düşürmüş olursunuz. Loading time ayrıca AdWords ve SEO için de önemli bir faktördür.

3. 404 sayfası: Silinen ya da var olmayan bir sayfaya ulaşan kullanıcılara boş bir sayfa gösterdiğinizde büyük olasılıkla sitenizi terk ederler. Özel oluşturacağınız 404 sayfası ile ziyaretçilerinizi ilgili sayfalara gönderebilirsiniz.

4. Navigasyon: Her sitenin standart sahip olması gereken bir özelliktir. Kullanım alışkanlıkları ve kullanıcı beklentilerine göre şekillendirmeye özen gösterin.

5. Site içi Arama: Kullanıcılar alışkanlık gereği aramayı, genelde sağ üstte bulmayı bekler. Arama terimleri girildikten sonra enter'a basmak yerine, sitede bir tuşa basmak isteyenler olacaktır. "Ara", "Bul", vb. bir sözcük içeren bir tuşun, arama alanının yanında bulunmasında fayda vardır.

Fonksiyonel olarak arama, yanlış harfleri/sözcükleri algılayarak doğru yönlendirebilecek kadar gelişmiş olmalıdır.

25 Ağustos 2013 Pazar

e-Ticaret Sitelerine Müşteri Yorumu Yazdırmanın 7 Yolu

1 aya yakındır Silikon Vadisi'ndeyim. İzlenimlerimi blogda paylaşmamı isteyenler oluyor. Sonra yazacağım. Bu atmosferdeyken yarım kalmış yazıları toparlamak istedim.

Gerek Google'da e-ticaret markaları ile birebir çalışırken, gerekse sektörde çalışmaya devam ederken karşılaştığım önemli konulardan biri müşterilere yorum yazdırmak.

Kimi e-ticaretçiler müşteri yorumlarını "zengin gösterdiği için" önemsiyor. Aslında mesele daha ciddi çünkü müşteriler yorum yazarak, sitenize içerik üretir. Yani SEO çalışmalarınıza yardım ederler.


Türkiye'de maalesef yorum yazma oranı oldukça düşük. Peki neden? Müşteriler hangi psikoloji ile yorum yazmaz?
  • Ürünü beğenenler, siteye dönüp yorum yazmaz.
  • Ürünü beğenmeyenler, büyük olasılıkla başka sitelerde fikirlerini paylaşır.
  • Yazmak isteyenlerin bazıları, nasıl yazabileceklerini bilmezler. Çekinir ve vazgeçerler.
  • Yazmak için sebep (motivasyon) yoktur.
Bu kadar net engeller olmasına rağmen, müşterileri yorum yazdırmaya yönlendirmek düşündüğünüzden kolaydır.
  1. Ürün satın almış müşterinize e-mail yoluyla ya da siteyi bir sonraki ziyaretinde ürünü beğenip, beğenmediğini sorun. Oylama, yorum yazma gibi işlemlere yönlendirin. İnsanlar, fikirlerini paylaşmayı sever. Özellikle sorduğunuzda.
  2. Müşterinin oyladığı, yorum yazdığı ürünlere göre; siteyi kişiselleştiren bir yapı kurun. Her insan birbirinden farklıysa, sitenizden beklentileri ve ilgilendikleri ürünler de farklı olacaktır.
  3. Bu madde yorum yazdırmaktan ziyade, itibar yönetimi ile ilgili. Müşterilerinizin feedback paylaştığı siteleri takip edin. Belki de ürünlerinizle ilgili, bilmediğiniz bir içerik yayılıyordur. Erken farkına varmanız her zaman iyidir.
  4. Müşteriler bazen, yorum yazmalarının bir işe yaramayacağını düşünür. Aksini hissettirin, belirtin. Bu, önemli bir motivasyon kaynağıdır.
  5. Önceden çalıştığım bir e-ticaret sitesinde yaptığımız ve organik trafikte artış gözlemlediğimiz bir yöntem de var. Konu ile ilgili blogger'larla çalışarak yorum yazdırın. Uzman sayılabilen kişiler hem içerik hem de güvenilirlik açısından olumlu etki yaratır.
  6. Müşterilerin yorumlarını kısa sürede yayınlayın. Hemen yayınlanması tabii ki daha iyi ama Türkiye'de maalesef kötü yönde kullanılabiliyor.
  7. Sitenizde mutlaka yorum bölümü olsun. Olumsuz yorumlar bir olasılıkla o ürünün satılmasını engelleyebilir ama uzun vadede müşterilerinizin size güveneceği kesindir. e-Ticaretin ilâhı kabul edilen Amazon'un, negatif ve pozitif yorumları boşuna yan yana yayınlamadığını unutmayın.
Türkiye'de yokluğunu belirgin biçimde hissettiğim ve Silikon Vadisi'ni başarıya taşıyan temel etkenlerden biri de fikirleri paylaşmak. Aklınıza başka fikirler gelirse paylaşmanızdan mutluluk duyarım.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Mobil Ticaret Nedir?

Geçen ay ReklamStore'un düzenlediği affiliate etkinliğinde e-ticaret panelinde konuktum. Son sorulardan biri de mobil ile ilgili düşüncelerimiz ve planlarımızdı. "Mobil ticaret diye bir şey yoktur," dedim, "Bildiğimiz e-ticaretin bir uzantısıdır m-ticaret."

Konuşmadan sonra yanıma gelenler oldu. "Nasıl böyle bir şey dediniz? Trafik kaynakları arasında mobilin oranı her geçen gün artıyor."

Pazarlama profesyonellerinin bir kısmı, mobili İnternet'ten bağımsız bir kaynak gibi algılamış sanırım. Oysa mobil cihazlar İnternet'e giriyor, yani kullanıcılar online.

Basit bir mantık yürütelim. Mobil cihazlar trafik kaynağı ise, laptop ve desktop da birer trafik kaynağıdır. Ama böyle deyince biraz tuhaf oluyor değil mi? Bir yerlerde hata var sanki.

Çünkü trafik kaynağı, cihazın türü ile ilgili değildir. Siteler, arama motorları, banner'lar, linkler, sosyal ağlar, direk trafik, vb. "siteye giriş kapıları" trafik kaynağıdır. Bu kaynakların neredeyse hepsi mobilde de geçerlidir. Kısacası, platform değişir ancak kaynak aynıdır.

Mobil ticaret, bir marka için kendi başına bir oluşum da değildir. Standart sitesi olmayıp, sadece mobil ticaret sitesi olan e-ticaretçi var mı? Mobil site/uygulama ile müşterilere daha küçük bir ekranda aynı alışveriş deneyimini, mümkün olan en pratik düzenle yaşatmak hedeflenir. Anasayfa, kategori sayfaları, ürün detay sayfası, sepet, ödeme... yani tüm sayfalar, müşteriyi conversion funnel'da (dönüşüm hunisi) ilerletmek için düzenlenir.

Tabii ki mobil aplikasyonlar, web'den farklılaşan kullanıcı deneyimi özellikleri sunabiliyor. Barkod okutma, lokasyon belirleme, vb. Ancak aplikasyonların, kusursuza yakın kullanıcı deneyimi sunan mobil sitelerden bir sonraki adım olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mobil site, web'in içinde bir yerlerdedir ve bilgisayar ekranlarımızdaki web'le aynı büyük dünyadadır. Yani mobil site, trafik ve linkler açısından mobil aplikasyona göre daha değerlidir.

Özetle:

  • Herhangi bir sitenin tüm platformlar için tasarlanması gerekir.
  • Ticaret, e-ticaret ve m-ticaret diye ayrılmaz.
  • Amaç, hangi platform olursa olsun ziyaretçinin müşteriye dönüşmesidir.

9 Şubat 2013 Cumartesi

PR, Pazarlama Ekibinin İşi midir?

Dergi, gazete, televizyon, sosyal medya, bloglar ve giderek genişleyen bir alanda PR'cıların işi giderek zorlaşıyor.

PR denilince akla, marka ve PR ajansından çıtı pıtı güzel ve süslü kızların, etkinliklerden etkinliklere gitmesi ve markadan bahsetmesi geliyor değil mi? Belki eskiden öyleydi, ama işler değişti.

Sosyal medya sayesinde her şeyin hızla yayıldığı bir dönemde, PR gibi kritik bir konuyu "Pazarlama halleder canımmm" diye, birkaç kişinin sırtına yüklemek oldukça nostaljik bir yaklaşım.


Bugün iç mimardan insan kaynakları departmanına, çaycıdan lojistik çalışanlarına, pazarlamacılardan çağrı merkezine kadar herkes ama herkes PR'dan sorumludur!
  • İç mimar: Google ofislerinin ne kadar çok mecrada yer aldığını düşünün. Mecraların (ister tek kişilik medya şirketi sayabileceğimiz blogger'lar, ister gazete olsun) ihtiyacı, takipçilerinin ilgisini çekecek içerik bulabilmek. Sıradışı bir ofis, olumlu haber yaratma potansiyelinin yanı sıra, zamana karşı meydan okur. Pinterest jargonuyla, sürekli repin edilebilir. Yani birileri hep o güzel ofisten bahsetmeye devam eder.
  • İnsan Kaynakları Departmanı: Farklı ve günümüze yakışır bir işe alım süreci, başvurulara gönderilen cevaplar, vb. birçok konu; olumlu içerik oluşmasını sağlayabilir. (Başvurulara cevap verilmemesi de bir o kadar tehlikeli. Pazarlama departmanı, marka ile takipçiler arasındaki duvarları üslubuna uygun kaldırmaya çalışırken, İK'nın soğuk duruşu birbiriyle çelişkili ve tehlikeli)
  • Çaycı: Malum dönemimizde tüm meslekler aşırı kibarlaştırılarak söyleniyor. Çaycılığın böyle bir ismi varsa bilmiyorum, kusuruma bakmayın. Asıl meseleye gelirsek, toplantılara gelen tedarikçi ve iş ortaklarınıza çay ikram eden kişilerin giysileri ve kişisel bakımında problem varsa; bunun dışarıda konuşulacağından emin olun. Ofisin herhangi bir yerinde, herhangi bir seviyede insana ikramda bulunacak ve o kısa sürede markanızı temsil edecek kişilerin, markanıza yakışması gerekir.
  • Lojistik çalışanları: Markafoni'de bizim grubun lojistik şefi olan arkadaşım Hakan, paketlerin düzenine karşı o kadar hassastı ki; sosyal medyada sıkça övgü alıyorduk. e-Ticaret markasıysanız, lojistik departmanınızın müşteriye en yakın kişiler olduğunu unutmayın.
  • Pazarlamacılar: Bundan kaç yıl önce sosyal medyanın aslında PR olduğunu söylediğimde, şaşkınlıkla bakılırdı. PR, geleneksel mecra ile ilgilenirdi. Sosyal medya ile, departmanın stajyeri. Sosyal Medya ve PR Sorumlusu olarak açtığım title ile ekibimde iki kişi çalıştı. Hem geleneksel ile hem de dijital ile ilgilendiler. Çünkü her iki taraf da sizden içerik istiyor, bir farkları yok. Diğer bir konu ise, pazarlamacıların title'dan bağımsız PR bilincine ve sorumluluğuna sahip olmaları gerekliliğidir. Eskiden öyleydi belki ama artık bu iş tek kişilik değil.
  • Çağrı Merkezi: Zappos'un kurucu ortaklarından Tony Hsieh'ın Mutluluk Dağıtmak kitabını okumayanlara öneririm. Çok net anlatılıyor. Tıpkı lojistik gibi, çağrı merkezi de müşterileriniz ile en yakın temasta olan kişilerdir. Sıradan bir çağrı merkezi deneyiminin dışına çıkıldığında, müşteriler karşılarında ete kemiğe bürünmüş gerçek insanlar olduğunu hissettiklerinde marka sadakatinin artacağından emin olabilirsiniz.
Şirket geneline bu bilinci yerleştirmek pazarlamanın sorumluluğundadır. Tabii önce bu bilince sahip bir pazarlamacı bulmak gerekir.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Kötü Site ile Yüksek Satış Yapılır mı?

Sevdiğim bir arkadaşımdan, eski ekibimden birinin hediye ettiği bir kitapta*, pazarlama ve girişimciliğe de uyabilecek birkaç fıkraya rastladım. Onlardan biri...



Bir adam piyangodan para kazanmak için her gün Tanrı’ya dua etmektedir. Aylar geçer ama bir türlü kazanamaz. En sonunda tepesi atar, “Hani içten istemek yeterliydi? Her gün dua ediyorum ama kazanamadım piyangoyu!” diye haykırır.

Aniden gökten gür bir ses duyulur, “Evladım işin hepsini bana bırakma. Git ve bir bilet al artık!”

Bu fıkra bana alelade sitelerden satış bekleyen e-ticaret markalarını anımsattı. Agresif trafik hedeflerine harcadıkları paranın bir kısmını siteye ayırmayı düşünseler, ziyaretçileri azalır belki ama satışları artar.

Yani iyi olmayan bir site ile yüksek satış hedefleri koymakla; bilet almadan, piyangoyu vurmayı istemek arasında pek fark yok bence.

Karikatür Erdil Yaşaroğlu'na aittir.

11 Ocak 2013 Cuma

Zengin İşi İnternet

Vintage akımının uzun süredir moda olması sebebiyle belki de, lüks ile teknolojiyi ve dolayısıyla dijital pazarlamayı bir arada kabul edememek gibi bir yanılgı var. Birçoğunun gözünde lüks, Paris'in sokaklarında biraz eskiye hasret, bu zamanlara küs, varlığını sürdürüyor. Oysa üst sosyoekonomik seviyedeki tüketiciler, dijital dünyanın en eski sakinleri. e-Ticaret de, İnternet'te bilgi aramak da uzun süredir hayatlarında var.

Akademik literatürde Digital Divide teorisi der ki; yeni teknolojilere önce yüksek sosyoekonomik seviyedeki kişiler erişir. Sonra sırayla alt sınıflara inmeye başlar. Televizyonda da böyleydi, cep telefonunda da. İnternet'te de böyle oldu, sonra her ne gelecekse onda da büyük olasılıkla böyle olacak.


Konumuza geri dönersek, lüks markaların bir kısmı, potansiyel müşterilerinin dijital kanaldan hedeflenebileceğini fark ettiğinden bu yana, dijital varlıklarını geliştiriyor. Lüks markaların üst düzey pazarlama çalışanları ile yapılan bir araştırmanın sonuçları 2012 Luxury Interactive Konferansı'nda paylaşılmış. Öne çıktığını düşündüğüm bazı sonuçlar, dijital mecra ile lüks marka pazarlamasının çoktan başladığını gösteriyor:
  • 2011'den 2012'ye, -araştırmaya katılan- lüks markaların 81%'i dijital pazarlama bütçelerini artırmış.
  • 53%'ünün pazarlama ekipleri, toplam pazarlama bütçelerinin en az 20%'sini dijital pazarlamaya ayırmış.
  • Söz konusu markaların 75%'i, video kullanımının takipçilerle etkileşim sağlama amacı taşıdığını belirtmiş.
Kısacası, bir zamanlar müşterileriyle bile arasına mesafe koyan lüks markalar, dijital çağın gereksinimi olan iki yönlü iletişimin kurallarına göre oynamaya başladı.

Tüm yazıyı Lacoste'un videosu özetliyor aslında. Alamet-i farikası polo yaka t-shirt'lerin gelecekte nasıl olacağını anlatan Lacoste, dijital çağa hazır olduğuna dair sembolik göndermeler de yapmış.


The Polo of the Future from Lacoste on Vimeo.

21 Kasım 2012 Çarşamba

Lüks Marka Yönetimi 101

Lüks marka yönetimi ile ilgili daha önce yazdığım iki yazıyı kısaca özetleyerek devam edeceğim.
Lüks markalar, doğaları gereği rakiplerine göre konumlanmıyor. Her marka, kendine ait bir tarz ve bu tarzı yansıtmak isteyen müşterilerinden oluşuyor. Mevcut ve potansiyel müşterilerinin İnternet'te olmadığına kanaat getiren pazarlama ekipleri; markalarının online varlığını kaderine terk ediyor.


Peki lüks marka yönetiminde pazarlama ekipleri, dijital pazarlamaya nasıl başlayabilir?

  • Herhangi bir sektörden, herhangi bir markaya ilk önerilenlerden biri blog açmaktır. Genelde bu yaklaşımı doğru bulmuyorum. Ama konu lüks olduğunda, müşterisi olsun olmasın birçok insanın o markaya yakın durmak istediği bir gerçektir. İnternet'te marka hakkında bir şeyler arayan insanlara, markanın kendi oluşturduğu içeriği sunması dijital PR ve SEO açısından isabetlidir.
  • Lüks markalar trend'leri belirler. Trend'ler siteden ve blogdan paylaşılabilir. Böylece marka, yarattığı trend'leri online'da da sahiplenmiş olacaktır.
  • Önceki yazımda da belirttiğim gibi, lüks markalar ünlüler gibidir. Takipçileri onunla konuşmak ister. Diğer markalarla karşılaştırıldığında bu, büyük bir "lüks". Sosyal medyada birebir iletişimin gücünü kullanmak, dijital pazarlamada marka için önemli bir fırsattır.
  • Sosyal medya ayrıca güvenlik sübabıdır. Başkalarının markayı sahiplenip, marka adına konuşmasını engeller. İyi niyetli olsa bile, marka adına konuşanlar aslında önemli bir risk de oluştururlar.
  • Marka hakkında oluşan içerik takip edilmelidir. Özellikle olumsuz içerikleri erken tespit etmek, online PR ve devamında da geleneksel PR açısından hayat kurtarıcıdır.
  • Kısıtlı üretilen ürünler hakkında bilgi paylaşmak  ve  sadece İnternet'e özel üretilen koleksiyonlara yer vermek de İnternet'te etkin çalışmalardır.

25 Ekim 2012 Perşembe

Lüksün Dijitali Olmaz

Lüks Markalar Neden Pazarlama Yapmıyor? yazısında lüks markaların başka markalarla rekabet etmediğinden, her markanın kendine özel bir dünyası olduğundan söz etmiştim.

Lüks markalar, uzun yıllardır replika (yani orijinale yakın görünümdeki sahte ürünler) ile mücadele ediyor. Üstelik İnternet ile birlikte, dünyanın birçok yerindeki replika satıcılarına ulaşmak kolaylaştı.

Görünen o ki, "lüksün" online pazarlama yapmaya başlaması gerekiyor. Ama birçok pazarlamacının aklına soru işaretleri var.



"İnternet'te ne yapalım?" diye sormadan önce, "Neden İnternet'te olalım ki?" sorusuna cevap vermek gerekir. Lüks markaların pazarlama ekiplerinin aklına takılan sorulara bakalım.
  • "Pahalı ürünler İnternet'ten alınmaz."
  1. Lüks markalar pazarlama planı yaparken satış hedefi değil prestiji dikkate alırlar. Bu sebeple, doğru olduğunu düşündükleri kanallarda, varlıklarını gösterirler. Amaç satış olmadığına göre, sadece İnternet için bu karar değişmiyor olmalı.
  2. Birçok lüks marka online satış yapmıyor, e-ticaret ile -Türkiye'de henüz- ilgilenmiyor. Yine de siteleri var ve bu sitelere arama motorları ağırlıklı olmak üzere, sosyal medya, online içerik, vb. kanallardan trafik alıyorlar. Satış olmasa da, herhangi bir sitenin trafiğe ihtiyacı vardır.
  • "Lüks markaların hedef kitlesi ve müşterileri İnternet'te değil."
  1. Markaların neredeyse tamamı, hedef kitle ile iletişimde olabilmek için pazarlama bütçelerini zorluyor. Buna rağmen kapı duvar ile karşılaşabiliyorlar. Kendimizi iletişime kapatıyoruz. Tepki gösteriyoruz. Yok sayıyoruz.
  2. Oysa lüks markaların müşterileri, hedef kitlesi, hayranları; iletişim için hazır bekliyorlar. Lüks marka, ünlü bir insandan farksızdır. Siz hiç, hayranlarının ilgisini çekmeye çalışan bir ünlü gördünüz mü?
  3. Türkiye gibi ülkelerde, İnternet'e erişebilen elektronik cihaz (bilgisayar, akıllı telefon, tablet) sahipliği, sosyoekonomik seviye ile doğru orantılı artıyor. Yani hedef kitleniz İnternet'te. Tabii siz doğru hedeflemeyi bilirseniz.
  4. Dijital Jenerasyon, yani geleceğin hedef kitlesi İnternet'te. Bundan 10 yıl sonrasını da düşünmek zorundasınız. Dijital Jenerasyon, İnternet'ten uzak markaların diline yabancı, unutmayın.
  • "Özel ve zor erişilebilir bir markayız. İnternet gibi bir yerde bize herkes erişir, marka algımız zayıflar."
  1. Çok gerilerde kalan bir fikir. Diğer markalar tüketiciyi, birebir iletişime alıştırdı bile. Tüketiciye uzak durmak tarih oldu.
  2. Özel bir marka olmak, sadece fiyat ile ilgili değildir. Bir süre Türkiye'nin önemli markaları haline gelen private shopping sitelerini düşünün. Hedef kitle ile "yakın ilişki kurmak" ve onlara ayrıcalıklı olduklarını hissettirmek gerek. Yani özel bir marka olabilmek için yapılacak birebir iletişim sadece İnternet ile mümkün.
  • "Geleneksel pazarlama kanalları markamız için daha doğru ve daha prestijli."
  1. Bu, en kolay yanıtlanabilecek argüman. Dünya pazarlama trend'lerini takip ediyorsanız, Türkiye'de de başlayan online mecranın egemenliği ve birkaç yıl sonra en büyük pazarlama kanalı haline gelecek olmasını zaten duymuşsunuzdur.
  • "Sosyal medyayı kontrol etmek zor."
  1. Öncelikle sosyal medya derken Twitter ve Facebook'un fazlasından bahsettiğimi belirtmeliyim. Tüketici ile aktif iletişim kurabildiğiniz, siteniz dışındaki birçok online kanalı sosyal medya olarak kabul edebilirsiniz. Sizce, bu kadar çok insanın, sadece siz yoksunuz diye sizin hakkınızda konuşmaması olası mı? Yani siz İnternet'te olsanız da olmasanız da, insanlar sizi konuşacaktır. Zaten konuşmuyorlarsa sıkıntı vardır. Siz en iyisi etrafta olun ve kulaklarınızı dört açın.
Tüm soru işaretlerinin silindiğini varsayarak, sıradaki soruya geliyoruz: "Dijital pazarlama yapmaya karar verdik. Nereden başlayalım? Neler yapabiliriz?" Bir sonraki yazı...

13 Haziran 2012 Çarşamba

Google Drive Nasıl 5 GB Alan Veriyor?


İnternet’te o kadar çok şey bedava ki, Orhan Veli bugün Bedava şiirini yazsa teması bence İnternet olurdu. YouTube’a video yüklüyoruz, Facebook’a fotoğraflarımızı... Tweet atmak bedava, Google’da arama yapmak bedava...

DropBox’ı kullananlar için yeni bir konu sayılmasa da Google Drive, cloud (bulut – yani dökümanların İnternet’te bulunup, istenilen bilgisayardan ulaşılabilmesi) sisteminde büyük bir adım. Peki herkese 5 GB alanı ücretsiz olarak veren Google ve diğer İnternet şirketleri, depolama maliyetlerinin altından nasıl kalkıyor?


Intel’in kurucularından Gordon Moore’un öne sürdüğü Moore Yasası burada devreye giriyor. Moore Yasası, bilgisayar işlem gücü fiyatının iki yılda bir yarıya indiğini, bundan daha büyük bir hızla da depolama maliyetlerinin azaldığını söyler. Yani her geçen yıl, içerik depolamanın ve yayınlamanın maliyeti düşmektedir. Anlaşılan o ki, e-ticareti yükselten trendin tek sebebi geleneksel mağazanın maliyetlerinden kurtulmaya çalışmak değildir. Arka planda bu tür teknoloji maliyetleri de azalmaktadır.

Dönelim Google Drive’a. Veri depolama maliyetleri düşse bile, “bedava” değil. Burada, Drive’ın 5 GB ücretsiz alan sunması için başka sebepler de devreye giriyor:

• Drive kullanmaya alışan biri, fizikî bir diskin riskine girmemeyi tercih edecektir. Çalınmayan, kaybolmayan, eskimeyen ve yedeklenmesine gerek olmayan bir disk. Drive bir başlangıç adımı. Devamına geçen kişiler 80/20 kuralına (Pareto İlkesi) göre büyük olasılıkla ücretsiz alan kullanımının maliyetini kurtarıyordur.
 ChromeBook’lara alışmak için önemli bir adım da Google’ın bulut sistemine geçmek olsa gerek.
• Google neredeyse herkes için bir lovemark. Sadece eski bir Google çalışanı olarak değil, İnternet’i seven herkes gibi benim için de Google’ın ayrı bir yeri var. Üstelik Google’ın bu kadar seviliyor olması, dosyalarımızın güvenliğine dair tüm soruları kafamızdan siliyor.

Gmail’in ilk açıldığı dönem, yanlış hatırlamıyorsam 2 GB kapasitesi vardı. Şimdilerde 10 GB’a kadar yükseldi. Google, benzer bir artışı Drive için de yapabilir. Göreceğiz.

Henüz Drive ile tanışmamış olanlar, Drive sayfasını ziyaret edebilirler.

4 Mayıs 2012 Cuma

Kadınlara Reklam Yapmak

Bu yazı, Campaign Türkiye Haziran 2012 sayısında yayınlanmıştır.

Reklamların herkese hitap etme devrinin dijital pazarlama ile kapandığı zamanlardayız. Akla gelen ilk segmentasyon, kadın veya erkek hedef kitleye reklam yapmak. Kadına/Erkeğe hitap edebilmek için nasıl reklam yapmak gerekiyor?

Yetiştirilme biçiminden kaynaklandığını düşündüğüm bir farklılık, reklamcılıkta seçicilik hipotezi ile açıklanmış. Erkekler sezgisel kararlar alırken tek gerekçe ile hareket ediyorlar. Daha sabit fikirliler ve gerekçeye sadık kalıyorlar. Kadınlar ise, birden fazla gerekçeye ihtiyaç duyuyor ve başka kişilerin onayını almayı tercih ediyorlar.

Sezgilerin Gücü kitabında Gigerenzer’in söz ettiği üzere; erkekler, taviz vermeyen ve bunu güçlü bir gerekçeye dayandıran markaların reklamlarına daha açık. Kadınlar ise, çok seçeneği olan ve/veya tercih için gerekçeler sıralayan reklamlara duyarlılar.


Peki bunun Türk e-ticaret markalarındaki yansıması nedir?

Özellikle kadınları hedefleyen özel alışveriş kulüplerini düşündüğümüzde, kendilerinden alışveriş yapılması için sunabilecekleri birçok gerekçe var:

·         İndirim oranları
·         Markaların ucuza satılması
·         Zaman kaybetmeden alışveriş yapabilme
·         İade edebilme
·         Peşin fiyatına taksitle ürün satın alabilme
·         Sınırlı sayıda ürün bulunması

Üstelik kadınların birbirlerine, bu sitelerden ürün satın almaları için ne kadar “destek oldukları” az çok aşina olduğumuz bir durum. Yani seçicilik hipotezinde belirtildiği gibi, kadınlar birbirleri için onay mekanizmasını sağlıyorlar.

Online ve offline reklamlarda bu argümanların gücünden yararlanan belirli bir marka bulunmuyor. Seçicilik hipozetine göre bu durum, iletişim alanında özel alışveriş kulüplerinin sahiplenebileceği bir boşluk olduğunu gösteriyor.

Seçicilik hipotezi, Gigerenzer tarafından erkekler için otomobil ve kadınlar için şampuan örnekleri ile anlatılmıştır. Güncel bilgiye en yakın olduğum sektör üzerinden anlatmış olsam da; bu hipotez ile her sektörde yeni fırsatlar keşfedilebileceğini düşünüyorum.

17 Ocak 2012 Salı

e-Ticarette Satış Ekibi

İlki 24 Aralık, ikincisi 12 Ocak tarihinde yapılan GelirOrtakları etkinliklerinden sonra, affiliate marketing (gelir ortaklığı) sanırım birçok pazarlama uzman ve yöntecisinin aklında asılı kaldı.

İlk organizasyonun panelinde; ben de konuşmacı olarak yer almıştım. (Point Hotel – The Game’de yapılmış olmasına rağmen hiç oyun oynayamamış olsam da; Türkiye’nin kaliteli içerik üreten, önemli sitelerinin sahipleri ile tanışmak ve zaman geçirmek çok keyifliydi.)

Panelde, yeni bir dikey e-ticaret sitesinin affiliate’e nasıl yaklaştığını anlatmaya çalıştım. Sonradan aklıma gelenler ve panelde konuştuklarımızı özellikle girişimcilere faydalı olmasını temenni ederek, burada da paylaşmak isterim.


• Tıpkı marketlerde olduğu gibi, İnternet’te de bütün markalar “raflarda.” Affiliate ile amacımız aslında, “raf anlaşması yapmak.” Ama unutulmamalı ki, her müşterinin sepetine ürün bile atsalar; müşteri kasaya geldiğinde o ürünü kasanın dibinde bırakır. Yani, eğer ürününüz ve siteniz cazip değilse, sizin için kim ne yaparsa yapsın malınızı satamazsınız.

• Sizin için tıklama maliyetlerini ödeyen ve sadece satış üzerinden kâr payı isteyen bir ekip ile karşı karşıyasınız. Eksi ile masaya oturan kişilerin, başka seçenekleri de olduğunu unutmamalısınız. Yan masada daha iyi bir oyun dönüyorsa, masadakileri tutmak o kadar da kolay olmayabilir. Yani, hedeflediğiniz dönüşüm (conversion) türüne uygun bir teklif ile çalışmayı kabul etmelisiniz.

Peki pazarlama tarafı? Pazarlamada karar vericilerin, “dark side”a adım atar gibi hissetmemeleri için affiliate network’ler ve siteler nelere dikkat etmeli?

• Başlangıçta karar verilen kanalların dışına çıkmamalılar. Yani, ben şirket içinde AdWords hesabı yönetiyorsam, çalışma şartlarında AdWords kullanılmamasını belirttiysem, keyword’lerime teklif veren affiliate’e inancım kalmaz.

• Affiliate’ler, markayı yönlendirecek insight’lara sahip olduklarını unutmamalı. Potansiyel müşterilerle birinci dereceden temasta olan onlar. Trend ve beklentilere dair insight’ları markalar ile paylaşmaları, affiliate – marka – müşteri için üç yönlü fayda sağlayacaktır.

Son olarak, insanların satış görevlilerinden yardım almaya alışık olduğu unutulmamalı. Birçok insan için e-ticaret hâlen yeni bir kavram. Panelde de belirttiğim gibi affiliate aslında satış ekibidir ve müşterinin dilinden en iyi satış görevlileri anlar.

Bu arada kısaca Türkiye’deki affiliate network’lerden bahsetmekte fayda var. Bildiğim kadarıyla Türkiye’nin en eski affiliate network’ü GelirOrtakları’na ait. Zanox da, Avrupa’da yüksek bilinirliğe sahip ve bu yıl Türkiye lansmanını yapan diğer bir network. Ayrıca MaxGelir, AdTriplex ve ReklamStore da, markaların affiliate pazarlaması için başvurabilecekleri network’ler. Belirtmediğim başka network’ler varsa bilmek isterim, lütfen yorumlarda paylaşın.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Sosyal Ticaret ve Ego Problemi

İnsanlar ne aldıklarını neden sosyal medyada paylaşır?

1968 yılında Andy Warhol, “Birgün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” dedi. Yıl 2011, sosyal medyadaki herkes sürekli ünlü. Ve her ünlü, takipçilerinin kararlarını etkileyebilmek ister. Ben övdüm diye birinin Sennheiser kulaklık alması, egom için iyi bir besin kaynağı olsa gerek.

İkinci sebep ise, sosyalleşme ihtiyacımız. İnternet’i hayatımıza entegre ettik ve en sıradan konuşmalarımızı bile sosyal medyaya taşımaya başladık. E bu durumda, az önce Fenerbahçe – Beşiktaş bileti aldığınızı neden arkadaşlarınız bilmesin ki?

Ve son olarak da havuç faktörü. İndirim/Hediye kazanmak için, markaların sosyal medya kampanyalarına dahil oluyoruz. “Bu mesajı like et, %5 indirim anında senin” Kampanya ilgimi çekiyor, dâhil oluyorum ve belki de konu ile alakam bile yok.


Düşünmek gerek... Satın aldıklarımızı paylaşırken ne kadar dürüst davranırız? Biraz abartıp, doğrudan sapma olasılığımız nedir? Ya da gerçekten aldıklarımızın ne kadarını paylaşıyoruz?

Dünya ne kadar değişirse değişsin, olup bitenler içgüdülerimizin pek de umrunda değil. Hayatta kalma, topluma kabul edilme, ideal eşi bulma ve ona kendini beğendirme gibi itici güçler var.

Kısacası, 5 liraya kulaklık almışken, sırf arkadaş çevremle uyumlu olmak için Sennheiser aldığımı yazabilirim. Böylece, sosyal ticaret (social commerce) uygulamalarının beni yanlış segmente edip, yanlış hedefleyip durmasına sebep olurum.

Yıllardır focus group, anket, vb. çalışmalarla insanları anlamaya çalışan araştırmacılar, x% hata payını kabullenmişti. Üstelik insanlar, tanımadığı insanlarla ya da tek başınayken soruları cevaplamasına rağmen. Şimdi arkadaşlarımızlayız, tanımadığımız insanlar da hakkımızda fikir edinebiliyor ve yine de 100% dürüst davrandığımız varsayılıyor. Oysa ufacık bir pembe yalan bile, sosyal ticaretin hassas çarklarına çomak sokuyor.

Sosyal ticaret uygulamalarının semantik yapısı, aklımızdan geçenleri ve hislerimizi ölçebildiği gün düzgün çalışacak. O zamana kadar, büyük umutlar beslememek gerek.

27 Kasım 2011 Pazar

Bitişikteki e-Ticaretçi

2-3 yıl önce Beşiktaş’ta ihraç fazlası giysi satan Özge adında bir dükkân açılmıştı. Ne zaman önünden geçsem tıklım tıklımdı. Birkaç ay sonra her yerde benzeri dükkânlar açılmaya başladı. Esnaf muhabbetini sevdiğimden, hepsiyle biraz konuşuyordum ve hepsi, diğerlerinin tedarikçisi olduğunu iddia ediyordu. Biri, Tchibo’nun kahve konseptini bile almıştı!

Şimdi sadece bir tane var.

Benzer örnekleri herkesin verebileceğine eminim. Türkiye’de böyledir. Bir yerde birileri iyi iş yapıyorsa, o sokağa 10 tane aynı iş yerinden açılır.


Türkiye’nin son bir yıldır en büyük trend’lerinden biri kuşkusuz ki e-ticaret. Hâl böyle olunca, herkes “bitişikteki boş dükkânı e-ticaretçiye çevirmeye” başladı.

Önce private shopping, ardından grup alışveriş, bir yandan markaların sitelerine entegre ettikleri e-ticaret siteleri derken bu iş aldı yürüdü.

Markaların e-ticarete başlamaları aslında Türkiye’nin İnternet alışveriş geleceği için olumlu bir adım. Ancak, markaların bir araya gelerek oluşturdukları grupların outlet konsepti yerine, özel alışveriş kulübü kurmayı tercih etmelerine anlam vermek zor. Ellerinde büyük bir güç varken, yanlış ata oynadıklarını düşünüyorum. Üstelik bu gruplardaki markaların tek tek kendi e-ticaret modüllerini oluşturmaları da, tüketici tarafında olumsuz bir imaj yaratıyor.

Diğer tarafta, özel alışveriş kulüplerinde kampanyaları çıktığı gün, kendi e-ticaret sitelerinde fiyatları biraz daha düşük tutan markalar var. İnsanların İnternet kullanım alışkanlıklarını çözdükleri için bu markaları tebrik etmek gerek. Tabii ki insanlar, kampanyada gördükleri ürünlerin üstleri çizilmiş fiyatlarını kontrol etmek, piyasa fiyatına bakmak, tükenen ürünü başka yerden bulmak için Google’a gidiyorlar. Ama “ayak alıştırmak” için böyle fırsatlar yaratmayı etik bulmuyorum.

Markaların e-ticaret siteleri genel olarak, hızlı hazırlanan ve kullanılabilirliği düşük yapıya sahip. Bu alanda, offline mağazaları ile e-ticareti etkili ve pürüzsüz bir şekilde birleştirebildikleri için Yargıcı ve Oxxo’yu tebrik ederim. Geliştirilmesi gereken alanlar tabii ki hep olacaktır, o ayrı.

11 Kasım 2011 Cuma

AdWords ve SEO'nun Hikayesi

Klasik laftır, “Yaa zaten SEO yapmışım, mis gibi çıkıyorum. Ne diye AdWords’e para vereyim?

Öncelikle neyi bulmak istediğimizi netleştirelim. Organik ve AdWords’ten gelen trafiklerin performans karşılaştırması.

Trafik ve dönüşümleriniz istikrarlı gidiyorsa, deneme süresini bir haftaya kısıtlayabilirsiniz. Bütçeniz az, dönüşüm ve trafikleriniz çeşitli trend’lerden etkileniyorsa, sizin için güvenilir olan süreyi belirlemeniz gerekli. İlk hafta sadece organik trafik takip edin. Arama sonuçlarında organik olarak ilk sıralarda çıktığınız bir anahtar kelimeyi yakalayın ve AdWords hesabınıza bu kelimeyi negatif olarak ekleyin. Ama dikkat edin, özel seçtiğiniz bir anahtar kelimeden ilerliyorsunuz, yani tam eşleşmeli (exact match) ile negatif eklemeniz daha doğru olacaktır.

Buradaki datayı cebe koydunuz. Sıra AdWords ve organik trafiği bir arada takip etmeye geldi. Negatif eklediğiniz keyword’ü AdWords hesabınıza bu kez standart bir keyword olarak ekleyin. İkinci fazı da tamamladığınızda karşılaştırma yapabilirsiniz.

CTR (tıklama oranı), organik trafik, dönüşüm oranı değerlerini yan yana getirdiğinizde AdWords’ün gücünü göreceğinize inanıyorum.

Unutmayın:

• Ne kadar süre, o kadar kaliteli data. Eğer test süresini uzatabilirseniz, daha doğru bir yargıya varabilirsiniz.
• İki sürecin başlama ve bitiş tarih ve günlerinin aynı olmasına dikkat edin. Örneğin, iki süreç de Pazartesi başlayıp, Pazar bitmeli. Birer aylık karşılaştırma yapacaksanız, özellikle e-ticaret için Ağustos ve Eylül’ü karşılaştırmayın. Sezon, trend’ler... Online pazarlamadaki insan faktörünü gözden kaçırmayın.
• SEO ve AdWords’ü aynı anda çalıştırdığınızda, SEO tıklamalarında düşüş gözlemleyebilirsiniz. Reklamınız, organik aramaların üzerinde çıkacak. İnsanların, organik sonuçlar yerine AdWords reklamına tıklaması normal. Zaten bu sebeple de AdWords yaptığınızı unutmayın.
• Dönüşümün gerçek ölçümü için aslında 30 güne ihtiyacınız var. E-Tohum’da yaptığım ikinci SEM sunumunda detaylıca bahsettiğim conversion ile ilgili bölümü incelemenizde fayda olabilir.

23 Ekim 2011 Pazar

Remarketing'te Zamanlama Taktikleri

E-ticaret sitelerinin birçoğunda web trafik ölçümleme araçları kullanıldığını düşünüyorum. Böylece, satın almayan kullanıcıları, conversion funnel'ın neresindeyken kaybedildiği görülebiliyor.

Ürünü inceleyen, sepete atan, hatta ödeme bölümüne ulaşan kullanıcılar bazen fikir değiştirir ve giderler. Yüzlerce sebep olabilir ama bu kişilerin siteye dönme ve satın alma yapma olasılıkları yüksektir.

Satın almaktan vazgeçen kişinin, satın alma işlemini tamamlama olasılığı

Bir süre sonra bu kişi, belki başka bir siteden söz konusu ürünü alır ya da satın almaktan tamamen vazgeçer. Doğru zamanda yakalayamadığınız bu kişiye sonradan ulaştığınızda o kişi artık yeni müşteridir.

Diğer bir durum ise, satın alma yapan kişidir. Yani aynı ürünü, ileride yeniden alma olasılığı olan biri.

Satın alan kişinin, ileride yeniden satın alma olasılığı

Bu kişi, başlangıçta sitenizden ve satın aldığı üründen uzaktır. Yeniden ihtiyacı olduğunda yine sitenize gelmesi için kendinizi hatırlatmanız gerekebilir.

Peki... Satın almadan giden veya yeniden satın alacağı gün sizi hatırlamasını istediğiniz kişiye kendinizi nasıl göstereceksiniz?

Remarketing (Retargeting) yani yeniden pazarlama ile.

Reklam ağları ve aracıları üzerinden yapılabilen remarketing; bahsettiğimiz kişilere, network içinde hangi siteye giderlerse gitsinler, reklamınızı gösterir.

İyi verim almak elinizde. Daha yeni laptop almış adama, 15 gün sonra laptop reklamı yaparsanız başarılı oranınız düşük olacaktır. Laptop tüketiminin Türkiye’de ortalama 2 yıl olduğunu düşünüyorum. Bu durumda, 2 yıla yaklaşan bir sürede remarketing yapmak başarı getirir. Süreyi kaçırırsanız, o kişi ile baştan tanışmanız gerekir: Yeni müşteri olarak.

Laptop’a bakıp çıkan, belki sepete atan ama yine de vazgeçen kişi için ise zaman aleyhinize işler. Başka bir siteden satın almadan önce bu kişiyi yakalamalısınız. Ama çok da daraltmadan.

Şu zamana kadar perakende sektöründe gözlemlediğim, remarketing reklamının impression (gösterim) sayısının 3’ü aşmaması yönünde.

İyi şanslar!

20 Ekim 2011 Perşembe

Webrazzi Summit’i Kaçıranlara

Katılamayanlar için Webrazzi Summit’ten notlar...

Girişimcilik, e-ticaret, sosyal medya, mobil trendleri ve ölçümleme konuları hakkında çok sayıda oturum yapıldı.



• İlk konuşmayı Nokta’dan Tümay Asena yaptı. Sunumu, “Mobil web oluşacak ve İnternet’in hakimi olacak,” diye özetlenebilir.

• ComScore’dan Mike Read ile devam edildi. Türkiye sosyal medya üyelik sıralamasını paylaştı. Facebook, Twitter, Windows Live Profile, Ekşi Sözlük diye devam eden listede MSN'i görenler şaşırdı. Bence İnternet’teki herkesin hedef kitle olduğunu düşünmek yanlış. MSN üyelerinin dönüşüm için pek uygun olmadığı aşikar. Ama bu, kalabalık olamayacakları anlamına da gelmez.

• Hanzade Doğan, yatırıma ihtiyaçları olmadığını ama birgün halka arz edilme olasılıklarının da bulunduğunu söyledi. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de halka arz edilmiş bir İnternet şirketi henüz yok. Ama ilk şirketin, yoğun bir ilgiyle karşılaşacağına inanıyorum.

• Sina Afra, Markafoni’nin dikey e-ticaret sitelerinde büyüme stratejisinden ve Markafoni ismiyle gelişen ülkelere yayılmaya başladığından söz etti. Birkaç private shopping sitesinin daha açılmasıyla, satılacak ürün bulma sıkıntısı yaşanabileceğini belirtti. Dönüşüm performansına göre online mecrayı değerlendirdiğinde sırasıyla; davetiye, Google, affiliate ve Facebook’tan verim alındığını anlattı.

Sanırım en ilgi çeken konu televizyon reklamlarıydı. Zizigo ve Markafoni’nin farklı amaçlarla televizyon reklamı yaptığını, ama her ikisinden de iyi dönüşüm alındığını söyledi. Bu durum Limango ve MorHipo’yu da tetiklediği için mutluyum. E-ticaret ve private shopping sitelerinin televizyon reklamları olması, Türkiye için umut verici.

TinyPay.me’nin kurucularından Richard Straver, son zamanlarda gördüğüm en akıcı sunumu yaptı.“60 saniyede nasıl ürün satarsın?” konulu sunumunda, TinyPay.me’nin hikayesini anlattı.

Satmak istediğiniz ürünü yüklüyorsunuz ve gerisini TinyPay.me hallediyor. Kullanıcıya özel dükkan, blog/site entegrasyonu, SEO ve SEM, sosyal medya entegrasyonu, API ile çeşitli sitelerde paylaşım gibi çalışmalar yapıyorlar. Daha detaylı inceleyeceğim, sunumun olumlu etkisinde kalmış olabilirim.

• Yandex ise, Google’ın uzun süredir yapması beklenen Street View’ü hazırladığını açıkladı. Eski bir Googler olarak, bugün Google'ı dinlemek isterdim tabii ki. Ama Yandex'in Türkiye'ye yaptığı yatırımlar da göz dolduruyor.

• Katıldığım son oturum ise, SocialBakers’tan Jan Rezab’ın sunumuydu. Türkiye’de markaların fan sayılarının artış hızının Dünya’da bir numara olduğunu söyledi. Bence markalar, Türklerin kıymetini bilmeli. Sevgisini bu kadar yansıtan bir millet daha yok demek ki.

Özetle...

Facebook oturumları dışında da, Facebook odaklı konuşuldu. Google’dan ve mobilde Android’den neredeyse hiç bahsedilmedi.

Bu yıl, başka ülkelerden gelen kişi sayısı belirgin ölçüde artmıştı, Türkiye kıpır kıpır ve herkesin gözü belli ki burada.

16 Ekim 2011 Pazar

Girişimcilere Mutluluk Dağıtan Kitap

MissPera’nın yayın öncesi süreci ve ilk haftalarında, anlamlı ve güzel bir yoğunluk yaşadık. Yorgun hissettiğim anlarda bana enerji veren kitabı paylaşmak istedim.

Amazon tarafından satın alınan ayakkabı e-ticaret sitesi Zappos’un CEO’su Tony Hsieh’ın kitabı Mutluluk Dağıtmak. Çocukluğundan başlayarak, onu Zappos’a yönlendiren hikayeyi anlatıyor özetle.

Üniversite arkadaşı ile kurdukları LinkExchange isimli ilk girişimlerini sattıktan sonra, girişimlere ortak olmaya başlıyorlar. Onlarca denemeden sonra Zappos’u fark ediyorlar. Birlikte çok çalışıp, bugün Dünya’nın “çalışılmak istenen şirketleri” sıralamasında zirveyi zorluyorlar.

Etkileyici bulduğum fikirler:

• Bir e-ticaret şirketi olarak deponun ana güç unsuru olduğunu baştan beri bilmemiz gerekirdi. Bunu üçüncü kişilere emanet etmek ve müşterilerimize bizim göstereceğimiz ihtimamı göstermelerini beklemek en büyük hatalarımızdan biriydi.

• Çoğu firma, perakendecilerle çalışmaktan memnun değil. Çünkü, özellikle büyük perakendeciler çok sıkı pazarlık ediyor, firmaların neredeyse kanını kurutuyor. Bunu yapmayan ilk büyük perakendeci biz olabiliriz.

• Eğer markamızı müşteriye en iyi hizmet verme konsepti üzerine oturtuyorsak, çağrı merkezi konusunda da dışarıdan hizmet almamalıydık.

• Kültürümüzü korumak için, işe yeni eleman seçerken iş dışında da birlikte olmaktan hoşlanacağımız kişileri seçiyorduk.

• Web sitemizde her sayfanın başına telefon numaramızı koyuyoruz. Çünkü müşterilerimizle birebir konuşmak istiyoruz. Çağrı merkezimiz 7/24 açıktır.

• Hiçbir satın alma yetkilisi, bir markayı o markanın tedarikçisinden iyi bilemez. O zaman işimizi geliştirmek için neden bu uzmanlıktan yararlanmayalım?

• Müşterilerinizi sürekli memnun edebiliyorsanız, sonunda medya da bunu öğrenir.

Ve belki de herkesin bir an durup kendine bakmasını sağlayacak bir söz...
Kişinin karakteri, kaderini belirler.

Çok daha fazlasını kitapta bulabilirsiniz. Özellikle, girişimcilere ve girişimlerde çalışan kişilere öneririm.