dijital pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dijital pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Dijital Pazarlama Kariyeri - Şu Popüler Olan Meslek

Şu zamana kadar sanırım 30'dan fazla iş görüşmesi (işe alacak taraftan biri olarak) yapmışımdır. Bazen gerçekten sözcüklerin yetersiz kaldığı anlar oluyor. Bilinçli yapılamayacak kadar büyük hatalar.


"Yaa siteye girdim ama üye olmadığım için tabii, içeriğini inceleyemedim."
Bu kadar ilgisiz olduğun bir markanın görüşmesine neden geldin?

"e-Ticaret sevmiyorum/denemedim."
Kendin inanmadığın bir şeyin pazarlamasını nasıl yapacaksın?

"İnternet'ten kozmetik/giysi/ev eşyası satılamaz bence."
E satıyoruz biz.

"İnternet'te çok aktifim. Sıkı Facebook kullanıcısıyım."
Bir şey demek istemiyorum.

"Ben sosyal medya uzmanı olmak istiyorum."
Başka pozisyon için görüşmeye geldin ama?

"Kariyer değiştirmeye karar verdim. Pazarlama öğrenmek istiyorum. Dijital, geleceğin mesleği. Bu arada son iş yerimde (1 yıl önce) maaşım şuydu, altında bir maaşa gelemem."
Yıllarından vazgeçmiş olmanın bedelini neden markaya ödetmek istiyorsun? Sadece gelecek var diye, neden hakkında pek de bilmediğin ve aslında pek de sevmediğin bir işe başvuruyorsun?

Geçenlerde Bilgi Üniversitesi'nde ders anlatırken Dijital Akademi, molada söylediklerimi çok iyi özetleyen bir tweet yazmış: "Objektif yaklaşın, popüler diye her işi yapmayın."

Araştırın, pazarlamada kariyer ile ilgili birçok kaynak bulunabileceğine eminim. Gelecekte sadece dijital pazarlama olmayacak, mutlu olabileceğiniz ve fayda sağlayabileceğiniz bir iş mutlaka vardır. Popüler diye dijitalci olmayın.

6 Nisan 2013 Cumartesi

Reklam Kampanya Etkisi Nasıl Ölçülür?

Geleneksel mecrada reklam yapan bazı markaların pazarlama ekiplerinin aklına bu aralar takılmaya başlayan bir soru var: Kampanyanın etkisini nasıl ölçeceğiz?

Dijital pazarlama bilenler için kolay görünse de, bu tür ölçümler yapmak geleneksel pazarlamacılar için zorlayıcı olabiliyor. Ben de mümkün olduğunca basitçe özetleyerek, geleneksel reklamların etkisini dijitalde ölçmenin birkaç yöntemini anlatmaya çalışacağım.



Öncelikle belirtmekte fayda var: Markanızın hangi sektörden olduğu fark etmez. Offline kampanya yapıyorsanız; sizi gerçekten bulmak isteyenlerin önemli bir kısmı, markanızı önce İnternet'te arayacaktır. Daha doğrusu siz reklam yaparak insanların algısını değiştirdiğinizi var sayıyorsunuz. Günümüz şartlarında insanların büyük bir kısmı İnternet'e eriştiğine göre, online dünyada da markanızın algısının değişmiş olması beklenir. Yani bu yöntemler, e-ticaret siteleri ve online iş yapan markalar için olduğu kadar, sadece fiziksel mağazası olan markalar için de geçerlidir.

Herhangi bir ölçüm aracı kullandığınızı (Google Analytics, Yandex Metrika, vb.), sitenizin performansını ve trafik kaynaklarını izlediğinizi var sayarak başlıyorum.
  • Direkt trafiğiniz arttı mı?
Bu soruyu, reklam kampanyanız site adresinizi açıkça belirtiyorsa değerlendirmeye alın. Site trafiğiniz, geleneksel mecra kullanılarak hazırlanan reklam kampanyanızdan sonra belirgin bir artış göstermediyse; paranız boşa gidiyordur.

Başka bir deyişle, "7/24 buradayız, istediğiniz zaman uğrayın," dediğiniz halde kimse misafirperverliğinize yanıt vermiyorsa; ya davetinizde sorun vardır (reklamınızda) ya da yanlış insanları davet ediyorsunuz (yanlış medya planlaması) demektir.
  • Markanızın araması arttı mı?
Bu soruyu, her koşul altında dikkate almalısınız. Önceden de belirttiğim gibi, İnternet kullananlar, tüm toplumu  istatistiksel olarak temsil edecek yeterliliğe sahiptir. Yani kampanyanız etkiliyse, online dünyadaki algınızın da gözle görülür şekilde değişmiş olması gerekir. Çünkü siz İnternet'te olsanız da olmasanız da, hedef kitleniz sizi İnternet'te arayacaktır. Marka kelimelerinizin (yani markanızın doğru ve yanlış yazılışları) ve reklamınızda geçen ayrıştırıcı kelimelerin aramasında artış yoksa; paranız maalesef boşa gidiyor demektir.

Peki marka ve reklam kelimelerinizin aramasının artıp artmadığını nereden bileceksiniz?

Google Trends ve Google Anahtar Kelime Aracı'nı kullanarak, aramalarınızdaki değişimi -varsa- kolaylıkla tespit edebilirsiniz. Söz ettiğim iki araç da ücretsizdir ve kullanımları oldukça basittir.
  • AdWords performansınızda yükseliş var mı?
Hem offline reklam kampanyanızın etkisini İnternet'e de taşıyabilmek, hem de kampanyanın etkisini tam olarak ölçebilmek için, özellikle yoğun reklam yaptığınız dönemlerde AdWords yapmanızı öneririm.
Etkili bir konvansiyonel medya planlaması yaparsanız, söz ettiğim gibi marka ve reklamda geçen ürünlere dair aramalarda artış gözlemlenir. Yani arama sonuçlarının üstünde, altında ve sağında yer alan Google reklamları daha sık görüntülenir. Kısacası reklamınız istediğiniz mesajı iletmeyi başardıysa, AdWords reklamlarınızın tıklama (click) oranını artırır.

Yoğun bir konvansiyonel bütçeye rağmen dijital reklam bütçesi ayırmadığınızı düşünelim. Kategori ile ilgili aramaların artışını tetiklemeyi başarırsanız, dijitale yatırım yapan rakiplerinize fayda sağlarsınız.

İşler istediğiniz gibi gitmiyorsa ne yapmalısınız?

Hızla müdahale ederek, medya planlamanızı ve belki de reklamınızı değiştirmeniz gerekir.
"Bir süre sonra etki edecek, devam edelim aynı reklamla" diyerek kendinizi doğrulamaya çalışmanızın herhangi bir fayda sağlamayacağından emin olabilirsiniz.

11 Ocak 2013 Cuma

Zengin İşi İnternet

Vintage akımının uzun süredir moda olması sebebiyle belki de, lüks ile teknolojiyi ve dolayısıyla dijital pazarlamayı bir arada kabul edememek gibi bir yanılgı var. Birçoğunun gözünde lüks, Paris'in sokaklarında biraz eskiye hasret, bu zamanlara küs, varlığını sürdürüyor. Oysa üst sosyoekonomik seviyedeki tüketiciler, dijital dünyanın en eski sakinleri. e-Ticaret de, İnternet'te bilgi aramak da uzun süredir hayatlarında var.

Akademik literatürde Digital Divide teorisi der ki; yeni teknolojilere önce yüksek sosyoekonomik seviyedeki kişiler erişir. Sonra sırayla alt sınıflara inmeye başlar. Televizyonda da böyleydi, cep telefonunda da. İnternet'te de böyle oldu, sonra her ne gelecekse onda da büyük olasılıkla böyle olacak.


Konumuza geri dönersek, lüks markaların bir kısmı, potansiyel müşterilerinin dijital kanaldan hedeflenebileceğini fark ettiğinden bu yana, dijital varlıklarını geliştiriyor. Lüks markaların üst düzey pazarlama çalışanları ile yapılan bir araştırmanın sonuçları 2012 Luxury Interactive Konferansı'nda paylaşılmış. Öne çıktığını düşündüğüm bazı sonuçlar, dijital mecra ile lüks marka pazarlamasının çoktan başladığını gösteriyor:
  • 2011'den 2012'ye, -araştırmaya katılan- lüks markaların 81%'i dijital pazarlama bütçelerini artırmış.
  • 53%'ünün pazarlama ekipleri, toplam pazarlama bütçelerinin en az 20%'sini dijital pazarlamaya ayırmış.
  • Söz konusu markaların 75%'i, video kullanımının takipçilerle etkileşim sağlama amacı taşıdığını belirtmiş.
Kısacası, bir zamanlar müşterileriyle bile arasına mesafe koyan lüks markalar, dijital çağın gereksinimi olan iki yönlü iletişimin kurallarına göre oynamaya başladı.

Tüm yazıyı Lacoste'un videosu özetliyor aslında. Alamet-i farikası polo yaka t-shirt'lerin gelecekte nasıl olacağını anlatan Lacoste, dijital çağa hazır olduğuna dair sembolik göndermeler de yapmış.


The Polo of the Future from Lacoste on Vimeo.

22 Aralık 2012 Cumartesi

Nasıl Pazarlamacı Olunur?

Şu zamana kadar kaç kişiden pazarlamacı olmak istediğini duydum, sayamam. Basit ve keyifli bir iş gibi göründüğü için sanırım. Türkiye'de neredeyse herkesin pazarlamadan anlaması da cabası.


Lisansı mühendislik olan biri olarak, alaylı - mektepli konusuna girmeyeceğim malum.

Şanslıyım ki kariyerimin çok başında dijital ile tanıştım. Türkiye'nin sayılı markalarından birinin, başka bir ülkede yapacağı bir reklam kampanyası ve medya planlaması için gerçek bir 360 derece pazarlama projesine dahil oldum. Ekip sağlam ama herkes geleneksel pazarlamayı ve offline medya planlamayı biliyor. Gözler bana çevrilmişti.

İnternet'e çok uzun yıllardır aşinaydım ama online pazarlama?

Etrafta sorulacak kimsenin olmadığı zamanlardı. Türkiye'de dijital pazarlamanın yaşı belli. Şimdilerin dijital pazarlamacılarının neredeyse tamamıyla aynı yaşlarda olduğum düşünülürse, hepimiz bir yerlerde bu işleri öğrenmeye çalışıyorduk o sıralar.

Diğer bir şanslı olduğum nokta ise, kimsenin oturup bana bir şeyler öğretmemesiydi. Başta anlam veremediğim bu durumun ardında, bilgili olduğunu düşündüğüm kişilerin aslında konuştukları kadar bilmediklerinin saklı olduğunu anladım. Bunu fark etmek ise, bir şeyleri öğrenmeye başladığım andı.
Özetle insanoğlu başı sıkışınca iş öğreniyor.

Son yıllarda birçok kişi, "Pazarlama kariyeri yapmak istiyorum. Dijitalin çok ilerleyeceğine inanıyorum. Öğrenmeye nereden başlamamı önerirsiniz?" diye soruyor.

Şimdilerin pazarlamasını öğrenebilmek için; en geriye yani pazarlamanın temeline gitmek, dijital pazarlamanın işleyişini öğrenmek ve güncel konuları kaçırmamak gerekiyor. Ve evet, hepsini aynı anda yapmalısınız. Yani yazının başına dönersek, pazarlama düşünüldüğü kadar keyifli ve basit bir iş değildir.

Ama bir şeyler yapabilmeye başlayıp, sonuçlarını ölçebildiğiniz andan itibaren hayat tarzınız haline gelir.

16 Aralık 2012 Pazar

Klasik Pazarlamacılar için Maya Takvimi'nin Sonu

Geçen zaman evde oturuyorum, sandalye sallandı. Deprem mi oldu, başım mı döndü diye düşündüm. Kumandaya değil telefona uzandım. Hemen Twitter'ı açtım, "deprem" search ettim. Birçok kişi deprem hakkında tweet atıyordu.

Büyük depremlerin ve artçıların olduğu zamanlar, televizyonu açıp beklerdik emin olmak için. En az 1 saat sürerdi haberlere düşmesi. Şimdi haber vermek için de, haber almak için de İnternet'i kullanıyoruz. Yani birçoğumuz için artık en güvenilir haber kaynağı İnternet.



Bu gerçeğe sırt çevirmediğimizde, gerçekler önümüzde duruyor. Eski yazılarımı okuyanlar için biraz tekrara düşeceğim ama ben de 2013 tahminleri trendine katılayım dedim. Ne de olsa her yıl tahminler yürütüp, neredeyse hiç tutturamayanlar var.

Bence Mayalar takvimi bitirirken, 2013'te iletişimin değişeceğinden bahsetmek istemişti.


Sırada gerçek kehanetlerim var. 2013'te geleneksel ve dijital mecraya neler olacak?
  • Gazeteler hazır olun! Bir süredir huzursuzluk veren İnternet'in şiddeti bu yıl çok yükselecek.
  • Okurlar İnternet'e göre karşılaştırıldığında eskimiş haberlerin bulunduğu basılı gazetelere uzaklaşacak.
  • Online olmayı blog açmaktan ibaret gören dergiler, sadık okur kitlesini kaybetme tehlikesi yaşayacak. 
  • Dizileri çok sevip, reklam aralarında diğer kanallara baktığını düşündüğüm bir ülke olarak Türkiye'nin, İnternet'ten televizyon izleme alışkanlığı artacak.
  • Dinleyiciler, İnternet'te platform yaratmayı ihmal eden radyolarla yollarını ayırmaya başlayacak.

Bakalım tutacak mı...
Ne demiş Nasrettin Hoca: "Ya tutarsa?"




21 Kasım 2012 Çarşamba

Lüks Marka Yönetimi 101

Lüks marka yönetimi ile ilgili daha önce yazdığım iki yazıyı kısaca özetleyerek devam edeceğim.
Lüks markalar, doğaları gereği rakiplerine göre konumlanmıyor. Her marka, kendine ait bir tarz ve bu tarzı yansıtmak isteyen müşterilerinden oluşuyor. Mevcut ve potansiyel müşterilerinin İnternet'te olmadığına kanaat getiren pazarlama ekipleri; markalarının online varlığını kaderine terk ediyor.


Peki lüks marka yönetiminde pazarlama ekipleri, dijital pazarlamaya nasıl başlayabilir?

  • Herhangi bir sektörden, herhangi bir markaya ilk önerilenlerden biri blog açmaktır. Genelde bu yaklaşımı doğru bulmuyorum. Ama konu lüks olduğunda, müşterisi olsun olmasın birçok insanın o markaya yakın durmak istediği bir gerçektir. İnternet'te marka hakkında bir şeyler arayan insanlara, markanın kendi oluşturduğu içeriği sunması dijital PR ve SEO açısından isabetlidir.
  • Lüks markalar trend'leri belirler. Trend'ler siteden ve blogdan paylaşılabilir. Böylece marka, yarattığı trend'leri online'da da sahiplenmiş olacaktır.
  • Önceki yazımda da belirttiğim gibi, lüks markalar ünlüler gibidir. Takipçileri onunla konuşmak ister. Diğer markalarla karşılaştırıldığında bu, büyük bir "lüks". Sosyal medyada birebir iletişimin gücünü kullanmak, dijital pazarlamada marka için önemli bir fırsattır.
  • Sosyal medya ayrıca güvenlik sübabıdır. Başkalarının markayı sahiplenip, marka adına konuşmasını engeller. İyi niyetli olsa bile, marka adına konuşanlar aslında önemli bir risk de oluştururlar.
  • Marka hakkında oluşan içerik takip edilmelidir. Özellikle olumsuz içerikleri erken tespit etmek, online PR ve devamında da geleneksel PR açısından hayat kurtarıcıdır.
  • Kısıtlı üretilen ürünler hakkında bilgi paylaşmak  ve  sadece İnternet'e özel üretilen koleksiyonlara yer vermek de İnternet'te etkin çalışmalardır.

25 Ekim 2012 Perşembe

Lüksün Dijitali Olmaz

Lüks Markalar Neden Pazarlama Yapmıyor? yazısında lüks markaların başka markalarla rekabet etmediğinden, her markanın kendine özel bir dünyası olduğundan söz etmiştim.

Lüks markalar, uzun yıllardır replika (yani orijinale yakın görünümdeki sahte ürünler) ile mücadele ediyor. Üstelik İnternet ile birlikte, dünyanın birçok yerindeki replika satıcılarına ulaşmak kolaylaştı.

Görünen o ki, "lüksün" online pazarlama yapmaya başlaması gerekiyor. Ama birçok pazarlamacının aklına soru işaretleri var.



"İnternet'te ne yapalım?" diye sormadan önce, "Neden İnternet'te olalım ki?" sorusuna cevap vermek gerekir. Lüks markaların pazarlama ekiplerinin aklına takılan sorulara bakalım.
  • "Pahalı ürünler İnternet'ten alınmaz."
  1. Lüks markalar pazarlama planı yaparken satış hedefi değil prestiji dikkate alırlar. Bu sebeple, doğru olduğunu düşündükleri kanallarda, varlıklarını gösterirler. Amaç satış olmadığına göre, sadece İnternet için bu karar değişmiyor olmalı.
  2. Birçok lüks marka online satış yapmıyor, e-ticaret ile -Türkiye'de henüz- ilgilenmiyor. Yine de siteleri var ve bu sitelere arama motorları ağırlıklı olmak üzere, sosyal medya, online içerik, vb. kanallardan trafik alıyorlar. Satış olmasa da, herhangi bir sitenin trafiğe ihtiyacı vardır.
  • "Lüks markaların hedef kitlesi ve müşterileri İnternet'te değil."
  1. Markaların neredeyse tamamı, hedef kitle ile iletişimde olabilmek için pazarlama bütçelerini zorluyor. Buna rağmen kapı duvar ile karşılaşabiliyorlar. Kendimizi iletişime kapatıyoruz. Tepki gösteriyoruz. Yok sayıyoruz.
  2. Oysa lüks markaların müşterileri, hedef kitlesi, hayranları; iletişim için hazır bekliyorlar. Lüks marka, ünlü bir insandan farksızdır. Siz hiç, hayranlarının ilgisini çekmeye çalışan bir ünlü gördünüz mü?
  3. Türkiye gibi ülkelerde, İnternet'e erişebilen elektronik cihaz (bilgisayar, akıllı telefon, tablet) sahipliği, sosyoekonomik seviye ile doğru orantılı artıyor. Yani hedef kitleniz İnternet'te. Tabii siz doğru hedeflemeyi bilirseniz.
  4. Dijital Jenerasyon, yani geleceğin hedef kitlesi İnternet'te. Bundan 10 yıl sonrasını da düşünmek zorundasınız. Dijital Jenerasyon, İnternet'ten uzak markaların diline yabancı, unutmayın.
  • "Özel ve zor erişilebilir bir markayız. İnternet gibi bir yerde bize herkes erişir, marka algımız zayıflar."
  1. Çok gerilerde kalan bir fikir. Diğer markalar tüketiciyi, birebir iletişime alıştırdı bile. Tüketiciye uzak durmak tarih oldu.
  2. Özel bir marka olmak, sadece fiyat ile ilgili değildir. Bir süre Türkiye'nin önemli markaları haline gelen private shopping sitelerini düşünün. Hedef kitle ile "yakın ilişki kurmak" ve onlara ayrıcalıklı olduklarını hissettirmek gerek. Yani özel bir marka olabilmek için yapılacak birebir iletişim sadece İnternet ile mümkün.
  • "Geleneksel pazarlama kanalları markamız için daha doğru ve daha prestijli."
  1. Bu, en kolay yanıtlanabilecek argüman. Dünya pazarlama trend'lerini takip ediyorsanız, Türkiye'de de başlayan online mecranın egemenliği ve birkaç yıl sonra en büyük pazarlama kanalı haline gelecek olmasını zaten duymuşsunuzdur.
  • "Sosyal medyayı kontrol etmek zor."
  1. Öncelikle sosyal medya derken Twitter ve Facebook'un fazlasından bahsettiğimi belirtmeliyim. Tüketici ile aktif iletişim kurabildiğiniz, siteniz dışındaki birçok online kanalı sosyal medya olarak kabul edebilirsiniz. Sizce, bu kadar çok insanın, sadece siz yoksunuz diye sizin hakkınızda konuşmaması olası mı? Yani siz İnternet'te olsanız da olmasanız da, insanlar sizi konuşacaktır. Zaten konuşmuyorlarsa sıkıntı vardır. Siz en iyisi etrafta olun ve kulaklarınızı dört açın.
Tüm soru işaretlerinin silindiğini varsayarak, sıradaki soruya geliyoruz: "Dijital pazarlama yapmaya karar verdik. Nereden başlayalım? Neler yapabiliriz?" Bir sonraki yazı...

4 Mayıs 2012 Cuma

Kadınlara Reklam Yapmak

Bu yazı, Campaign Türkiye Haziran 2012 sayısında yayınlanmıştır.

Reklamların herkese hitap etme devrinin dijital pazarlama ile kapandığı zamanlardayız. Akla gelen ilk segmentasyon, kadın veya erkek hedef kitleye reklam yapmak. Kadına/Erkeğe hitap edebilmek için nasıl reklam yapmak gerekiyor?

Yetiştirilme biçiminden kaynaklandığını düşündüğüm bir farklılık, reklamcılıkta seçicilik hipotezi ile açıklanmış. Erkekler sezgisel kararlar alırken tek gerekçe ile hareket ediyorlar. Daha sabit fikirliler ve gerekçeye sadık kalıyorlar. Kadınlar ise, birden fazla gerekçeye ihtiyaç duyuyor ve başka kişilerin onayını almayı tercih ediyorlar.

Sezgilerin Gücü kitabında Gigerenzer’in söz ettiği üzere; erkekler, taviz vermeyen ve bunu güçlü bir gerekçeye dayandıran markaların reklamlarına daha açık. Kadınlar ise, çok seçeneği olan ve/veya tercih için gerekçeler sıralayan reklamlara duyarlılar.


Peki bunun Türk e-ticaret markalarındaki yansıması nedir?

Özellikle kadınları hedefleyen özel alışveriş kulüplerini düşündüğümüzde, kendilerinden alışveriş yapılması için sunabilecekleri birçok gerekçe var:

·         İndirim oranları
·         Markaların ucuza satılması
·         Zaman kaybetmeden alışveriş yapabilme
·         İade edebilme
·         Peşin fiyatına taksitle ürün satın alabilme
·         Sınırlı sayıda ürün bulunması

Üstelik kadınların birbirlerine, bu sitelerden ürün satın almaları için ne kadar “destek oldukları” az çok aşina olduğumuz bir durum. Yani seçicilik hipotezinde belirtildiği gibi, kadınlar birbirleri için onay mekanizmasını sağlıyorlar.

Online ve offline reklamlarda bu argümanların gücünden yararlanan belirli bir marka bulunmuyor. Seçicilik hipozetine göre bu durum, iletişim alanında özel alışveriş kulüplerinin sahiplenebileceği bir boşluk olduğunu gösteriyor.

Seçicilik hipotezi, Gigerenzer tarafından erkekler için otomobil ve kadınlar için şampuan örnekleri ile anlatılmıştır. Güncel bilgiye en yakın olduğum sektör üzerinden anlatmış olsam da; bu hipotez ile her sektörde yeni fırsatlar keşfedilebileceğini düşünüyorum.

27 Nisan 2012 Cuma

Online Pazarlamada Kariyer

“Online pazarlama yapmak istiyorum. Nereden başlayayım?”
“Online reklamcılık ile ilgili okumam için ne önerirsiniz?”
“Sizce dijital PR ve sosyal medya uzmanı olmak için neler yapmak lazım?”
“Ben de AdWords öğrenmek istiyorum. Ne yapayım?”

Böyle uzar gider. Bu tür sorular o kadar çok geliyor ki, belki de tek tek cevap vermek yerine Dijitalist’te yer vermek daha doğru olacak.



1990 ve sonrasında doğan dijital jenerasyon ve 1980-1990 arasında doğan (bence) dijital öncesi jenerasyonun gözü tabii ki İnternet’te. Eski jenerasyonların aksine, İnternet ve fiziksel yaşam için farklı karakterler oluşturmaya yönelmeyecek kadar İnternet’teyiz. Hayatımız İnternet ile entegre. Neden ikiye bölünelim?

Hâl böyle olunca, İnternet’in hobi değil iş olması kulağa harika geliyor. Peki gerçekten düşünüldüğü kadar keyifli mi? Aklıma gelenleri madde madde yazdım. Lütfen eklenecek bir şeyler olduğunu düşünüyorsanız değerli yorumlarınızı paylaşın.

Her sabah, “bugün hangi bilgi eskidi?” diye Reader’ınızı açmaya hazır mısınız? Kitap önerisi isteyen arkadaşlar, online pazarlama ile ilgili kitapların tüketim ömrü en çok 1 yıl. Organik ürün alsanız daha uzun gider. Maalesef ve iyi ki değişim çok hızlı. Kitapların yetişmesi giderek zorlaşıyor. Asla bitmeyen üniversiteye (çimlerde yatılmayan) hoş geldiniz.

“Ya ne yapıyorsun ki. Tweet atıyorsun, Google’a kelime giriyorsun.” Bu kadar basit bir iş yaptığınızı düşündüğünde, insanlara ne açıklayabilirsiniz? Bir zaman ailenize umutsuzca, “beni anlamıyorsunuz,” dediğinizi hatırlayın. Kariyerinizde bu hissi çok yaşayacak ama böyle dile getiremeyeceksiniz. İşte olay bu kadar basit. Şahsen umudum dijital öncesi jenerasyonda. Bizler tam da dönüşümün yaşandığı zamana denk geldiğimizden, şans ve şanssızlığı aynı anda yaşıyoruz. Ancak Outliers kitabında Gladwell’in özetle belirttiği gibi, “Başarı, çok çalışmak ve uygun zamanda dünyaya gelmek ile gerçekleşiyor.” Zaman uygun. Geriye çok çalışmak kalıyor.

Online pazarlamada kariyer yapmak isteyen ve CV gönderen birçok kişi beni çok şaşırtıyor. Sosyal medya uzmanlığı için başvuran ve kendine uzman diyen, bir tane bile sosyal medya hesabı olmayan... SEO uzmanıyım diye gelip, URL deyince far tutulmuş tavşan gibi bakan... Maalesef bu tür kişilere çok denk geldim. Sadece rastlantı olduğunu umuyorum. Online pazarlama kariyeri istiyorsanız, online varlığınız olmalı. Bu da oldukça emek gerektiren bir iş.

CV paylaşan kişilerde gördüğüm bir başka ilginç nokta ise, Türkçe kullanımı. Herhangi bir markanın pazarlama departmanında yer almak, iyi bir iletişimci olmayı gerektirir. Pazarlamada bulunan, yani işi iletişim olan, ancak düzgün Türkçe kullanamayan insanlara yorum yapamıyorum.

Pazarlama, İnternet ile birlikte özüne dönüyor. Samimi iletişim kurmak ve çalışmaların etkisini ölçebilmek gibi olanaklar yeniden gündemde. Sadece hislere ve kişisel beğenilere dayanan pazarlama planlarının ömrü bitmek üzere... Planlarınıza tabii ki tüm kalbinizle inanın. Ancak sayıları da bir kenarda tutmayı ihmâl etmeyin.

Pazarlama eskisi gibi sadece reklam veren departman değil. A’dan Z’ye her departman ile beraber çalışmak zorunda. Lojistik, IT, çağrı merkezi, satın alma... Herkesin ne yaptığından haberdar olmalı ve onlarla müşteriler arasındaki köprü görevini üstlenmeli. Kolay yazılan, zor yapılan bir iş.

Gelecekte Pazarlama Departmanı Nasıl Olmalı? yazısını okumanızı tavsiye ederim. Hangi departman için, hangi bölümlerden mezun olmak gerektiğini de açıklıyor. Ama özetle, matematiği sevmelisiniz. Ölçmeden bir adım bile atmıyoruz. Offline’ı da ölçmek için sürekli yöntemler bulmaya çalışıyor ve aramızda bunlardan bahsediyoruz. Biraz kapalı bir dünyayız aslında ama bildiğimizi saklamayız, öğrenmek için sormaktan çekinmeyiz.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Lego mu, Barbie mi?

Küçükken Barbie bebeklerle oynamış kızlar bilir. Barbie evleri her nedense bebeklerin, Alice gibi iksir içip ortama uygun boyuta gelmesini gerektiren şekilde yapılmıştır. Bebeği oturtursun, yamuk durur, bir türlü sığmaz. Bir tuhaftır işte, oldurulmaz.

Ama Lego düzen adamıdır. Afedersiniz, düzgün otursun diye orasında burasında delikler, çıkıntılar vardır. Parçalarla yapabileceklerin hayal gücün ile sınırlıdır. İstediğin aracı yaparsın, oturur gider, gık demez.

Şimdi, “Ne alaka dijital pazarlama ile?” diyeceksiniz, açıklayayım.

Offline pazarlama, üzgünüm ama, biraz Barbie evi – Barbie ilişkisine benzer. Çok şıktır evet. Barbie evi olan kız çocuğu, mahalledekilere hava atar. Ama aslında o ev, hiçbir yere sığmaz. Her dakika toplayıp kenara kaldıramazsın. Hantaldır. Hayal gücüne gem vurur çünkü parçalar bellidir, o parçalarla başka ev kuramazsın.

Online pazarlama ise, lego parçalarıdır. Ev yaparsın, benzinlik yaparsın, uzay aracı, gemi, Allah ne verdiyse yaparsın. Oyunun bitince bozar, kenara kaldırırsın. Aklına başka bir fikir gelene kadar, o parçalar kuzu kuzu bekler. Lego adamların oturacağı yer de bellidir. Hiç zorlanmazsın. Konfor sıkıntısı varsa, birkaç parçanın değişmesine bakar herşey. Uygun araç yapılır, Lego adam biner gider.

Kıssadan hisse:

• Offline şıktır, onunla havanı atarsın. Ama oradan kim geldi, ne yaptı ölçemezsin. Değişikliklere kapalıdır. Offline pazarlamacıların, yaptıkları katkıyı anlatmaları oldukça güçtür.
• Online pazarlamada her gün yeni bir şans vardır. Hayal eder, gerçekleştirirsin. Şöyle bir bakar, iyileştirmeleri yapıp yoluna devam edersin. Ölçülüp biçilir, paranın nereye gittiği bilinir. Online için çalışanların işi de, katkıları da çok nettir.

Tevekkeli değil, küçüklüğümde Lego favori oyuncağımdı. Barbie ile aramda, ikimizin de açıklayamadığı bir mesafe vardı.
Bütün “Legoculara” selamlar...

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Bu Buzdolabını Kim Seçti?

Nyan Cat 3.5 milyondan fazla izlendi. Pixel bir kedi, gökkuşağında koşup duruyor, o kadar. 6-15 yaş arası çocukların videoya verdiği tepkiler arasında bazıları dikkatimi çekti:

3:00 - YouTube'a nasıl 6 saatlik bir video yüklenir ki?
4:10 - Kaç dislike gelecek görmek istiyorum.

Bir zaman dijital ajansta çalıştığımdan, insanların birbirine YouTube soruları sormasına alışığım. Oysa bu çocuklar, doğuştan bu bilgiye sahip gibiler.

Kısacası, İnternetsiz dünyayı bilmeyen ilk jenerasyon, Gen-D, bilgisayar başına oturdu. Henüz farkında olmayanlara ufak bir tüyo. Satın alma kararlarından yeni medya düzenine kadar birçok önemli ve güncel konuda onların kararlarına bağlıyız.


İyi de, onları bizden farklı kılan ne?

Öncelikle, bilgisayar ve telefonu aynı anda kullanıyorlar. Dikkatlerini çekmek ne kadar zor düşünün. Emektar televizyona gelince... Dijital çerçeveden farkı yok. Hep sessiz, hep arka planda.

Evet, suskun görünüyorlar. Onlara asosyal diyoruz, ebeveynler endişeleniyor. Peki hangimiz o yaşlardayken, yüzlerce kişi ile sürekli iletişim halindeydik?

Bence, maneviyatı güçlü, iyi soru sormayı ve kolay cevap bulmayı bilen yetişkinler geliyor.

Yani e-ticaret tarafından bakınca, "Şu buzdolabının en ucuzu nerede?" sorusunun cevabını arayan ve hemen bulanlar, Gen-D'den başkası değil. Rewired kitabında Larry Rosen'in belirttiği gibi; henüz kredi kartları olmasa bile, satın alma kararını aslında onlar yönetiyor.

Bu noktada fiyat en önemli satın alma faktörü gibi görünse de, araştırmalara göre markalarla araları fena değil. Tabii ki bu, rakipten alışveriş yapmayacakları anlamına da gelmiyor.

Hal böyle olunca, marka sadakati adına endişeleniliyor. Haklılık payı var, kabul. Birkaç yıl sonra, pazarlamaya her zamankinden fazla iş düşecek.

Yine de, iyimser bir havanın hakim olduğuna inanıyorum. Her jenerasyonun kalbini fetheden, o dönemi yansıtan markalar vardır. İnternet'le yaşayan, bilgiye ulaşmayı bilen ve farklılık arayan Gen-D'nin kalbini de bence, kişisel e-ticaret deneyimi yaşatan markalar kapacak.