internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2012 Pazar

Klasik Pazarlamacılar için Maya Takvimi'nin Sonu

Geçen zaman evde oturuyorum, sandalye sallandı. Deprem mi oldu, başım mı döndü diye düşündüm. Kumandaya değil telefona uzandım. Hemen Twitter'ı açtım, "deprem" search ettim. Birçok kişi deprem hakkında tweet atıyordu.

Büyük depremlerin ve artçıların olduğu zamanlar, televizyonu açıp beklerdik emin olmak için. En az 1 saat sürerdi haberlere düşmesi. Şimdi haber vermek için de, haber almak için de İnternet'i kullanıyoruz. Yani birçoğumuz için artık en güvenilir haber kaynağı İnternet.



Bu gerçeğe sırt çevirmediğimizde, gerçekler önümüzde duruyor. Eski yazılarımı okuyanlar için biraz tekrara düşeceğim ama ben de 2013 tahminleri trendine katılayım dedim. Ne de olsa her yıl tahminler yürütüp, neredeyse hiç tutturamayanlar var.

Bence Mayalar takvimi bitirirken, 2013'te iletişimin değişeceğinden bahsetmek istemişti.


Sırada gerçek kehanetlerim var. 2013'te geleneksel ve dijital mecraya neler olacak?
  • Gazeteler hazır olun! Bir süredir huzursuzluk veren İnternet'in şiddeti bu yıl çok yükselecek.
  • Okurlar İnternet'e göre karşılaştırıldığında eskimiş haberlerin bulunduğu basılı gazetelere uzaklaşacak.
  • Online olmayı blog açmaktan ibaret gören dergiler, sadık okur kitlesini kaybetme tehlikesi yaşayacak. 
  • Dizileri çok sevip, reklam aralarında diğer kanallara baktığını düşündüğüm bir ülke olarak Türkiye'nin, İnternet'ten televizyon izleme alışkanlığı artacak.
  • Dinleyiciler, İnternet'te platform yaratmayı ihmal eden radyolarla yollarını ayırmaya başlayacak.

Bakalım tutacak mı...
Ne demiş Nasrettin Hoca: "Ya tutarsa?"




15 Kasım 2012 Perşembe

Trafik Asansörde Başlar

Geçen Pazar (yani 11 Kasım 2012) Özyeğin Üniversitesi'ndeydim. İstanbul Startup Weekend'e katılan girişimleri değerlendiren jürideydim. 11 girişimden 3'ünü seçtik. Birinci olan girişim, Türkiye'yi yurtdışında da temsil edecek.


Girişimler, elevator pitch (yani bir yatırımcıyla asansörde karşılaşıldığında o kıymetli 2 dakikada iş fikrinizi anlatıp, yatırım yapması için o kişiyi ikna edebilecek konuşmayı yapmak) formatında anlatıldı. 2 dakikada projeyi anlattılar, ardından 2 dakika sorularımıza yanıt verdiler.

11 girişimin ortak eksikliği dikkat çekiciydi. İnternet girişimi olmalarına rağmen, hiçbiri nasıl trafik sağlayacaklarını tam olarak anlatmadı. Pazarlama açısından değerlendirmek için jürilik yapıyordum, biraz daha genel bakmak durumunda kaldım bu sebeple.

Diğer bir saptamam ise, girişimlerin bazılarının Türkiye'ye ve Türk insanına uymamasıydı. Burada girişimleri tek tek değerlendiremeyeceğim için, merak edenlere video kayıtları bulmalarını öneririm.

Özetle, İnternet girişimcilerine iki nacizane önerim var:

  • İnternet'te pazarlama eşittir trafik demek. Pazarlama bu işin kalbi. Planlarınıza dahil etmeniz sizi güçlü kılacaktır.
  • Türkiye'de olacaksanız, buranın insanlarına hitap ettiğinizi unutmayın. Girişimci değilim, işin sadece pazarlama kısmından anlıyorum. Ama "hitap etmek" zaten, İnternet'te büyük oranda pazarlama demek. Girişim planlarınızda, İnternet ve yaşama dair alışkanlıkları göz ardı etmeyin.


21 Ekim 2012 Pazar

Lüks Markalar Neden Pazarlama Yapmıyor?

Mevcut işim sebebiyle bir süredir moda dergilerini takip ediyorum. Belirli bir segmentin üzerindeki tüm moda dergilerinin ortak özelliği, ilk sayfalarının tamamen reklam olması.

Düşünün. 300 sayfalık dergi içindeki reklamlardan herhangi biri olmak için reklam veriyorsunuz.



Sonra bu reklamların, Kadınlara Reklam Yapmak başlıklı yazım ile çeliştiğini fark ettim. Sezgilerin Gücü kitabında Gigerenzer'in dediği gibi, "Kadınlara çok seçeneği olan ve tercihlerini destekleyen sebepler sunan reklamlar yapmak gerekir. Çünkü kadınlar seçenekler arasından tercih yapmak ister ve kararlarının desteklenmesini severler."

Peki madem öyle, neden bu lüks markaların reklamlarında kimi zaman ürün bile arka planda kalıyor?

Çünkü lüks konumlandırılmaz. Lüks, rekabet etmez.

Her pazarlamacının üç aşağı beş yukarı yaptığı marka konumlama çalışmalarına göre:
  • fiyat
  • ürün/servis
  • erişilebilirlik & dağıtım
  • iletişim dili
  • hedef kitlenin beklentisi
  • rakiplerin konumlandırması
  • pazarın yapısı
tespit edilir ve markanın pozisyonu bunlara göre belirlenir. Hatta pazarlamacılar düzgün yapmasa da piyasa şartları markayı olması gerektiği yere konumlandırır.

Fakat lükste, diğerleri diye bir kavram yoktur. Chanel'in dünyasında sadece Chanel vardır. Lüks markalar, markanın kurucusunu ve o markayı seçenlerin kişiliklerini yansıtır.

Chanel denildiğinde akla, (ilgiliyseniz) o tarza uygun kadınlar gelir. Benzer markalar, başka markaları andıran ürünler değil.

Lüks markanın tek sorunu replikalardır. (Yani birebir üretilmiş sahte ürünler) Diğer markalar ise, kimliklerini korumaya çalışır.

Peki kullanıcılar İnternet ile dünyanın her yerine ulaşabilirken, replikalar online'da da yayılırken lüks markalar İnternet'te ne yapmalı? Bu da bir sonraki yazı.


23 Temmuz 2012 Pazartesi

Online Pazarlama ve Geleneksel Pazarlama Sunumu

12 Temmuz'da Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen 2. Sosyal Medya Uzmanlığı sertifika programı sona erdi.
Derste, online pazarlamanın gelişimi ve geleneksel pazarlamanın bu süreçten nasıl etkilendiğini konuştuk. Sunuma, Dijitalist'te de yer vermek istedim. Şu zamana kadar yaptığım sunumların birçoğunu, SlideShare hesabımda bulabilirsiniz.

   

27 Haziran 2012 Çarşamba

İkinciyi Geçen Kaçıncı Olur?*

Tüm mecrayı tek tek geride bırakan İnternet’in, Amerika ve İngiltere’de en çok harcama yapılan mecra hâline geldiği sık sık konuşuluyor.

Türkiye’de de farklı bir noktaya ilerlemiyoruz aslında. Bence genel anlamda, 5 yıl kadar geriden gidiyoruz iki ülkeye oranla.



Bu durumda biz İnternetçiler, “online, diğer mecrayı geride bırakacak” dediğimizde, “online, tüm mecrayı yok edecek” diyormuşuz gibi algılanıyor. Aslında sürekli, "mecra değişecek ve web ile entegre olacak" diyoruz. Ki gayet de öyle oluyor. Geleneksel dergilerin tek tek online versiyonları açılıyor. Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Sosyal Medya Uzmanlığı Sertifika Programı’nın ilkinde yaptığım dijital PR sunumunda da belirttiğim gibi, "her mecra, kendinden öncekileri değişime sürükler." İnternet'in yaptığı da tam olarak budur: Değişim. Ve sona erdirmek ile değiştirmek arasında net bir fark vardır.

4 yıl kadar önce, bir markanın lansmanını organize ediyorduk. Online PR yeni yeni konuşulmaya başlanan bir terimdi. Davetliler belirlenirken büyük bir problem fark etmiştik: Basın mensupları, blogger’lar ile bir arada olmak istemiyordu.

Günümüzde bu durum neredeyse tamamen geçersiz. Basın toplantılarında blogger’lar da yer alıyor. Blogger’lar geleneksel dergilerde yazmaya başladılar. Yani geleneksel dergiler, İnternet’e yakın duruyor. (Bu durum dergilere özel değil. Bir daha TV izlediğinizde, reklamların yüzde kaçının İnternet'e atıfta bulunduğuna dikkat edin.)

Brian Solis’in, değişime direnen markalar için yayınladığı “What’s Your Promise” yazısını okumanızı öneririm. Özellikle son paragrafı manifesto niteliğinde.

- Alıntıdır -
You are reading this because you believe in something more than what you’re doing today. While you fight for change within your organization, remember to aim for a higher purpose. Organizations that strive for innovation, imagination, and relevance will outperform those that do not. - Change will only happen because you and other internal champions see what others can’t and will do what other won’t.

Bunu okuyorsunuz çünkü, bugün yaptığınızdan daha fazlasına inanıyorsunuz. Firmanızda değişim yaşanması için çaba gösterirken, daha yüksek bir amacı hedeflemeyi aklınızda tutun. İnovasyon, hayalgücü ve geçerlilik için çaba gösteren firmalar; çaba göstermeyenlerden daha üstün olacak. – Değişim sadece; siz ve firmanızdaki yetenekli kişiler, başkalarının yapamadıklarını gördüğü ve başkalarının yapamadıklarını yaptığı için gerçekleşecektir.

*Cevap: 2 (iki)

13 Haziran 2012 Çarşamba

Google Drive Nasıl 5 GB Alan Veriyor?


İnternet’te o kadar çok şey bedava ki, Orhan Veli bugün Bedava şiirini yazsa teması bence İnternet olurdu. YouTube’a video yüklüyoruz, Facebook’a fotoğraflarımızı... Tweet atmak bedava, Google’da arama yapmak bedava...

DropBox’ı kullananlar için yeni bir konu sayılmasa da Google Drive, cloud (bulut – yani dökümanların İnternet’te bulunup, istenilen bilgisayardan ulaşılabilmesi) sisteminde büyük bir adım. Peki herkese 5 GB alanı ücretsiz olarak veren Google ve diğer İnternet şirketleri, depolama maliyetlerinin altından nasıl kalkıyor?


Intel’in kurucularından Gordon Moore’un öne sürdüğü Moore Yasası burada devreye giriyor. Moore Yasası, bilgisayar işlem gücü fiyatının iki yılda bir yarıya indiğini, bundan daha büyük bir hızla da depolama maliyetlerinin azaldığını söyler. Yani her geçen yıl, içerik depolamanın ve yayınlamanın maliyeti düşmektedir. Anlaşılan o ki, e-ticareti yükselten trendin tek sebebi geleneksel mağazanın maliyetlerinden kurtulmaya çalışmak değildir. Arka planda bu tür teknoloji maliyetleri de azalmaktadır.

Dönelim Google Drive’a. Veri depolama maliyetleri düşse bile, “bedava” değil. Burada, Drive’ın 5 GB ücretsiz alan sunması için başka sebepler de devreye giriyor:

• Drive kullanmaya alışan biri, fizikî bir diskin riskine girmemeyi tercih edecektir. Çalınmayan, kaybolmayan, eskimeyen ve yedeklenmesine gerek olmayan bir disk. Drive bir başlangıç adımı. Devamına geçen kişiler 80/20 kuralına (Pareto İlkesi) göre büyük olasılıkla ücretsiz alan kullanımının maliyetini kurtarıyordur.
 ChromeBook’lara alışmak için önemli bir adım da Google’ın bulut sistemine geçmek olsa gerek.
• Google neredeyse herkes için bir lovemark. Sadece eski bir Google çalışanı olarak değil, İnternet’i seven herkes gibi benim için de Google’ın ayrı bir yeri var. Üstelik Google’ın bu kadar seviliyor olması, dosyalarımızın güvenliğine dair tüm soruları kafamızdan siliyor.

Gmail’in ilk açıldığı dönem, yanlış hatırlamıyorsam 2 GB kapasitesi vardı. Şimdilerde 10 GB’a kadar yükseldi. Google, benzer bir artışı Drive için de yapabilir. Göreceğiz.

Henüz Drive ile tanışmamış olanlar, Drive sayfasını ziyaret edebilirler.

27 Nisan 2012 Cuma

Online Pazarlamada Kariyer

“Online pazarlama yapmak istiyorum. Nereden başlayayım?”
“Online reklamcılık ile ilgili okumam için ne önerirsiniz?”
“Sizce dijital PR ve sosyal medya uzmanı olmak için neler yapmak lazım?”
“Ben de AdWords öğrenmek istiyorum. Ne yapayım?”

Böyle uzar gider. Bu tür sorular o kadar çok geliyor ki, belki de tek tek cevap vermek yerine Dijitalist’te yer vermek daha doğru olacak.



1990 ve sonrasında doğan dijital jenerasyon ve 1980-1990 arasında doğan (bence) dijital öncesi jenerasyonun gözü tabii ki İnternet’te. Eski jenerasyonların aksine, İnternet ve fiziksel yaşam için farklı karakterler oluşturmaya yönelmeyecek kadar İnternet’teyiz. Hayatımız İnternet ile entegre. Neden ikiye bölünelim?

Hâl böyle olunca, İnternet’in hobi değil iş olması kulağa harika geliyor. Peki gerçekten düşünüldüğü kadar keyifli mi? Aklıma gelenleri madde madde yazdım. Lütfen eklenecek bir şeyler olduğunu düşünüyorsanız değerli yorumlarınızı paylaşın.

Her sabah, “bugün hangi bilgi eskidi?” diye Reader’ınızı açmaya hazır mısınız? Kitap önerisi isteyen arkadaşlar, online pazarlama ile ilgili kitapların tüketim ömrü en çok 1 yıl. Organik ürün alsanız daha uzun gider. Maalesef ve iyi ki değişim çok hızlı. Kitapların yetişmesi giderek zorlaşıyor. Asla bitmeyen üniversiteye (çimlerde yatılmayan) hoş geldiniz.

“Ya ne yapıyorsun ki. Tweet atıyorsun, Google’a kelime giriyorsun.” Bu kadar basit bir iş yaptığınızı düşündüğünde, insanlara ne açıklayabilirsiniz? Bir zaman ailenize umutsuzca, “beni anlamıyorsunuz,” dediğinizi hatırlayın. Kariyerinizde bu hissi çok yaşayacak ama böyle dile getiremeyeceksiniz. İşte olay bu kadar basit. Şahsen umudum dijital öncesi jenerasyonda. Bizler tam da dönüşümün yaşandığı zamana denk geldiğimizden, şans ve şanssızlığı aynı anda yaşıyoruz. Ancak Outliers kitabında Gladwell’in özetle belirttiği gibi, “Başarı, çok çalışmak ve uygun zamanda dünyaya gelmek ile gerçekleşiyor.” Zaman uygun. Geriye çok çalışmak kalıyor.

Online pazarlamada kariyer yapmak isteyen ve CV gönderen birçok kişi beni çok şaşırtıyor. Sosyal medya uzmanlığı için başvuran ve kendine uzman diyen, bir tane bile sosyal medya hesabı olmayan... SEO uzmanıyım diye gelip, URL deyince far tutulmuş tavşan gibi bakan... Maalesef bu tür kişilere çok denk geldim. Sadece rastlantı olduğunu umuyorum. Online pazarlama kariyeri istiyorsanız, online varlığınız olmalı. Bu da oldukça emek gerektiren bir iş.

CV paylaşan kişilerde gördüğüm bir başka ilginç nokta ise, Türkçe kullanımı. Herhangi bir markanın pazarlama departmanında yer almak, iyi bir iletişimci olmayı gerektirir. Pazarlamada bulunan, yani işi iletişim olan, ancak düzgün Türkçe kullanamayan insanlara yorum yapamıyorum.

Pazarlama, İnternet ile birlikte özüne dönüyor. Samimi iletişim kurmak ve çalışmaların etkisini ölçebilmek gibi olanaklar yeniden gündemde. Sadece hislere ve kişisel beğenilere dayanan pazarlama planlarının ömrü bitmek üzere... Planlarınıza tabii ki tüm kalbinizle inanın. Ancak sayıları da bir kenarda tutmayı ihmâl etmeyin.

Pazarlama eskisi gibi sadece reklam veren departman değil. A’dan Z’ye her departman ile beraber çalışmak zorunda. Lojistik, IT, çağrı merkezi, satın alma... Herkesin ne yaptığından haberdar olmalı ve onlarla müşteriler arasındaki köprü görevini üstlenmeli. Kolay yazılan, zor yapılan bir iş.

Gelecekte Pazarlama Departmanı Nasıl Olmalı? yazısını okumanızı tavsiye ederim. Hangi departman için, hangi bölümlerden mezun olmak gerektiğini de açıklıyor. Ama özetle, matematiği sevmelisiniz. Ölçmeden bir adım bile atmıyoruz. Offline’ı da ölçmek için sürekli yöntemler bulmaya çalışıyor ve aramızda bunlardan bahsediyoruz. Biraz kapalı bir dünyayız aslında ama bildiğimizi saklamayız, öğrenmek için sormaktan çekinmeyiz.

24 Nisan 2012 Salı

İnternetçi'den Müdür'e Uyarı

TV büyüyor,” dedi mağrur bir ifadeyle müdür, “Daha da büyüyeceğini söylüyorlar. En büyük yatırımı TV’ye yapmalıyız, İnternet’te sadece fakir ve cahiller var.”

TV’nin büyüyeceğine inanan gelenekselciler için, bir İnternetçi’nin uyarısıdır bu yazı.




Ne demiş o müdür, bakalım.

1. “TV büyüyor, en büyük yatırımı TV’ye yapmalıyız.” :

Her yıl geleneksel bir mecrayı daha geride bırakan İnternet, şu sıralar gazetelerin ensesinde. Geriye sadece TV kaldı. İnternet’in birinciliğine en çok 3 yıl veriyorum. Deyim yerinde: Buraya da yazıyorum.

İnternetsiz ve cep telefonsuz dünyayı tanımayan, tablet kullanmaktan kitap sayfası çeviremeyen dijital jenerasyon geliyor. Kendisine özel hâle getiremediği mecrayı yok sayacak. İnternet’i, hayatının her yerine taşıyacak.

TV büyüyecekmiş. Düşünün ama seslendirmeyin. Kendinize güldürmeyin.

2. “İnternet’te sadece fakir ve cahiller var.” :

Sevgili müdür ve benzerleri, eminim çocuğunuz vardır. Onu evde bırakıp gittiğinizde, bilgisayarı TV’ye bağlıyor haberiniz olsun. Önceden belirlenmiş yayını yüzünden TV’ye gıcık oluyor. Büyüdüğünde kendi evini akıllı teknoloji ile dolduracağını hayal ediyor. “Benim çocuk diye söylemiyorum, vallahi pek zeki” dediğiniz çocuğunuza cahil demeyin, kendinizi yakarsınız.

Müdürün dilinden konuştuktan sonra şimdi de İnternetçi olarak konuşayım. 2010 Türkiye İnternet Kullanım Trend’leri yazımda paylaştığım gibi, yapılan araştırmanın sonucu diyor ki: “İstatistikler, eğitim seviyesi ile İnternet kullanımı arasındaki doğru orantıyı yansıtmaktadır.” Türkçe meali, “Eğitim seviyesi arttıkça, İnternet kullanımı da artar.” Bence meali, “Cahil adamın İnternet’te işi en fazla Facebook ve MSN’dir.”

Gelelim fakirliğe... Maddi durumu yetersiz olan insanlar da İnternet kullanıyor, doğru. Bilgiye erişmenin sınıfsal ayrımı olmaz. Ama unutmamak gerekir ki; Google’da arama yapan, e-ticaret kullanan, Twitter’ı takip edenler de İnternet’te.

İnternet, hiçbir mecrada olmadığı kadar teknik bilgi gerektiren bir yer ve bilgiler sürekli eskiyor. Dışarıdan bakıldığında, nereden başlayacağını bile karıştırabiliyor insan. Ama her konuda bilgiyi barındıran İnternet, kendisini öğrenmek isteyen pazarlama insanlarına son derece cömert davranıyor. Ayrıca etrafınızdaki İnternet’ten anlayan yeni nesile soru sormaktan çekinmeyin.

Müdür, senin için üzülüyorum ama elimden bundan fazlası gelmiyor.

7 Şubat 2012 Salı

İnternet'in Tarihi

Bu sunum, Bilgi Üniversitesi - Sosyal Medya Uzmanlığı 1. sertifika programında kullanılmıştır.

Neden bu kadar insanın İnternet'in başından kalkamadığını merak edenler için iyi bir İnternet 101 olabilir. Akademik dünyanın, "bilgilerin birbirlerinden beslenerek yükselmesi" İnternet'in ruhunu iyi özetler. Katılımcılarla beraber, online pazarlama anlatmaya başlamadan önce kısaca "İnternet nedir? İnternet nereden geliyor?" sorularının cevaplarını bulmaya çalıştık.

12 Eylül 2011 Pazartesi

2010 Türkiye İnternet Kullanım Trend'leri

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından Haziran 2011’de yayınlanmış 200 sayfalık Bilgi Toplumu İstatistikleri raporunda ilginç bulduğum bazı noktaları paylaşmak isterim.

• 2004 yılında 13,3% seviyesinde olan son 3 ayda İnternet kullanım oranı, 2010’da 37,6%’ya ulaşmıştır.
• 2010’da herhangi bir zaman İnternet kullanma oranı ise 41,6%’dır.
• İnterneti son 3 ayda kullanmış kişilerin 59,3%’ü, neredeyse her gün İnternet kullanmaktadır.

2010’da İnternet ve bilgisayar kullanım sıklıkları karşılaştırıldığında oldukça paralel görünüyor.

• Son 3 ayda İnternet kullanmış kişiler arasında en aktif olanlar 16-24 yaş grubudur.
• Kadınların İnternet kullanımı, her yaş grubunda erkeklerin gerisindedir.

İstatistikler, eğitim seviyesi ile İnternet kullanımı arasındaki doğru orantıyı yansıtmaktadır. Eğitim seviyesi düştükçe, kadınlar erkeklerin arkasında kalmaktadır. İnternet kullanmayı öğrenirken bireylerin; iş, okul ve arkadaş çevrelerinden destek aldıkları tespit edilmiştir.

İnternet Kullanım Amaçları tablosunu
görmek için  resmin üstüne tıklayın.
İnternet kullanım amaçlarını yüzdesel olarak gösteren tabloda en çok dikkatimi çeken kısım ise 4. sırada yer alan, "mal/hizmet hakkında bilgi alma" oldu.

İnsanların, satın almasalar da İnternet'te ürün/hizmet detayları araması (branding) halen tartışılan bir konu. Son sırada, "mal/hizmet satışı" bulunmasına rağmen, "mal/hizmet satın alma" henüz yok. Son dönemdeki yükselişi ile e-ticaretin önümüzdeki yıllarda sıralamaya gireceğine inanıyorum.

• 2005 yılında İnternet kullanımı işyerlerinde daha fazlayken, 2007 ve sonrasında bireylerin İnternet’i evlerinde daha fazla kullandıkları görülmektedir.
• 2010 yılında hanelerden İnternet’e erişim oranı 50%’ye ulaşmıştır.

• İnternet kafeleri tercih oranı yıllar itibariyle düşmektedir.
• 2010’da İnternet kullanım yerleri arasında kablosuz bağlantı yapılabilen yerler de belirtilmiştir.
• 2010’da, ortalama bir kullanıcının Facebook’ta harcadığı süre haftada yaklaşık 29,7 saattir.

Özetlersek; 2010’da İnternet’in evlere daha fazla girdiği, en aktif kullanıcıların gençler olduğu, eğitim ve İnternet kullanımının paralel olduğu, kadınların erkeklere oranla İnternet’e biraz uzak kaldıkları, İnternet’in çevreden öğrenildiği ve anlaşılan o ki Facebook’un en önemli iletişim araçlarından biri haline geldiği söylenebilir.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Ortak Bilinç İnternet'e

Japon animelerinde, “ortak bilince” gönderme yaparak “wired” ismi verilen İnternet; fizik kurallarını hiçe sayarak Dünya'yı küçülten bir mucize.
Bize her gün ne kadar çok şey getirdiğine bakınca, İnternet'i daha da çok seviyorum.
Bu nedenle istedim ki “ortak bilince” katkım olsun. Umarım kıymetli bilgiler paylaşabilirim.
Sevgiler