lüks marka yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lüks marka yönetimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2017 Çarşamba

Otellere Özel İnternet Algı Yönetimi Modeli

Yılda birkaç kere satın alma yapılan ve speet büyüklüğü en yüksek sektörlerden biri turizm. Haliyle, çok daha ucuz bir ürünü satın alırken bile ürün yorumlarını inceleyen tüketici, tatil satın alma sürecinde de İnternet'in bilgi arşivine sırtını dönmeyecektir.

Turizm, bilgiden -yani içerikten- önemli ölçüde etkilenen bir sektör. Hatta bu içerikler aynı zamanda bir rekabet aracı. Uçuş, otelin havaalanına mesafesi, yolculuk masrafları, otelin hizmet kapsamı, olası sürpriz otel masrafları, şehir merkezine mesafesi, vb. bilgiye önceki konuk deneyimlerinden ulaşmak için artık tek kaynak siz değilsiniz.

Otellerle konuştukça, İnternet'i bir risk olarak gördüklerini fark ediyorum. Oysa yeni konukları otelle tanıştırmak için büyük bir fırsat. Tabii bunun için psikoloji perspektifinden sosyal medyaya bakmak gerekiyor.

İnsanlar neden ne yaptıklarını İnternet'te paylaşıyor?
  • İnsanlar bilgilerinin değerli olmasını ister.
  • Beğenilmek ister.
  • Başkalarını ikna edebilmek ister.
  • Bilginin kazanımlar sağlamasını ister. (maddî ve/veya prestij)
Bu motivasyonlarla paylaşım yapan kişilerle uyum içinde olmalısınız.

Çevreleri ve takipçileri için içerik üreten eski konuklarınız aslında farklı etki seviyelerinde bilgi oluşturur. Bir otelin İnternet ve İnternet dışı marka algısını mümkün olduğunca yönetebilmek için, etki seviyeleri fikrine hakim olmak gerekir. Bunun için bir iletişim modeli kullanacağız: Sosyalleşme, Dışavurum, Kobinasyon Oluşturma, İçselleştirme Modeli.

Sosyalleşme
Yazıya dökülmeyen, dile getirilmeyen, düşünce ve duyguların paylaşılmasına dayanan bilgi aktarımıdır. Beraber anı biriktirmektir. Yüz ifademizden ne düşündüğümüzü anlayan kişilere bir şeyleri uzun uzun anlatmamız gerekmez. Ancak buna rağmen kararlarımızı en etkileyen bilgi kaynaklarından biridir. 

Dijitalde Sosyalleşme
En yakın arkadaşlarınızdan birinin Instagram'a yüklediği, altında herhangi bir açıklama bulunmayan bir fotoğraf tam olarak bu kapsamdadır. Hiçbir şey dememesine rağmen, hikayeyi anlatabilirsiniz değil mi?

Ne Yapabilirsiniz?
Vaat ettiğiniz deneyim ile, sunduğunuz deneyim arasında farklılık olmamalıdır. Olduğundan farklı fotoğraflarla bir oteli tanıtma devri sona erdi. Çünkü otel kararı sırasında potansiyel müşterileriniz, sosyal medyada da araştırma yapıyor.

Dışavurum
Biriken deneyimin, başkaları tarafından okunabilir, bakılabilir içeriğe dönüştürülmesidir.

Dijitalde Dışavurum
Fotoğrafın altına açıklama yazan ve otel ile ilgili bir bilgi ya da deneyimini paylaşan, diğer kişilerin de hashtag ile bulduğu kişiler bu kapsamdadır.

Ne Yapabilirsiniz? 
Bir anlık hizmet aksaması, size negatif bir sosyal medya paylaşımı olarak dönebilir. Bunun için markanızla ilgili paylaşımları olabildiğince yakın zamanlı takip etmelisiniz.

Kimi durumlarda gerçekle bağdaşmayan içerikler de paylaşılabiliyor. Ve haklı olarak otel yöneticileri bundan rahatsız. Hak veriyorum ancak doğru ya da yanlış olsun, bu kişilerle birebir iletişime geçmek ve sorunları çözerek içerikleri düzenlemelerini sağlamalısınız.

Bence otellerin ihmal ettiği bir nokta da, olumlu içeriklerin de takip edilmesi ve yanıtsız bırakılmaması. Neden genelde şikayetlerin olduğu bir ortamda, size güzel duygular ileten konuklarınıza teşekkür etmeyesiniz?

Kombinasyon Oluşturma
Paylaşılan bilgilerin birleştirilerek toplu bir özet bilgiye dönüştürülmesidir.

Dijitalde Kombinasyon
Yorumların toplandığı siteler, otel arama motorlarındaki özet puanlamalar ve yorumlardır.

Ne Yapabilirsiniz?
Yine İnternet'i mümkün olduğunca yakın zamanlı takip etmelisiniz. Buradaki yorumlar, SEO (arama motorlarında ücretsiz olarak üst sıralarda yer almak için yapılan çalışmalar) açısından, sosyal medyaya göre daha değerli ve diğer bir açıdan tehlikelidir. Çünkü sosyal medya içeriklerinin gücü, zamana karşı yenik düşer. Ancak arama motorlarında içerik ağırlıklı siteler güçlüdür.

İçselleştirme
Bilgi kaynaklarından beslenerek otelinize gelmeye karar veren kişinin, bu bilgileri, kendi deneyimleriyle sentezlemesidir. Yani otelinizde kaldığı sırada yaşadıklarıdır.

Bu noktada yeni bir döngü başlar.

Dijitalde İçselleştirme
Paylaşımlar başlayacak ve sizin için olumlu veya olumsuz yeni içerikler oluşacaktır.

Ne Yapabilirsiniz?
Bu kişi otelinize gelmeye karar verdiyse, olumlu yorumlar okumuş ve güzel hikayeler dinlemiş olmalı. Bu deneyimin devam etmesini sağlamalısınız. "Gerçekten de dediğiniz gibi ..." diye başlayan cümleler, sürekli bir kalite sunduğunuzu gösterecektir. Bu da marka sadakatının anahtarıdır.

Alternatiflerin hızla arttığı bir dönemde, üstelik AirBnB gibi bir alternatif, otellerin konuk sayılarını etkilerken bu döngüyü farkında olmak önemli. Marka sadakati için iletişim kaynaklarını takip etmeli ve bu kaynakların sayısını artırmalısınız.

Nezaket dolu mesajlarını :) anonim gönderme cesaretinde :) bulunan sevgili arkadaşlarımızın rahatlaması için, halihazırda üzerinde çalıştığımız otel ağırlama ve sadakat programı yazılımı ile ilgili bilgiyi buradan kaldırıyorum. Ahlaki değerlerin hızla yitirildiği bir dönemdeyiz. Birkaç yıl sonra tekrar yazmaya başlayınca, bu yozlaşmayı daha net gözlemlemiş oldum maalesef.

Otel çalışanı okurlarım varsa, benimle birebir iletişime geçmelerini rica ediyorum. Kaliteli bir Türk markası oluşturma hedefindeyiz bu yazılım ile. Bir ülkeyi, markaları ayakta tutar. Değerli yorumlarınıza ihtiyacımız var. 

29 Ağustos 2013 Perşembe

Türkiye'den Nasıl Dünya Markaları Çıkaracağız?

Herhangi birine güvenli araba nedir diye sorarsanız hemen Volvo der. Hayatı boyunca hiç Volvo'ya binmemiş olsa bile cevabı muhtemelen Volvo'dur.

Basit bir denklem. İyi bir sıfatı, marka ile birleştirmek en önemli marka yatırımıdır. Ve maalesef garanti sayıldığında, yatırım yapılmaya devam edilmezse eriyip gidecek kadar da kırılgandır.

Silikon Vadisi'nde dikkatimi çekti. Burada güvenli araba dendiğinde sesler biraz karışıyor. Tesla diyen de var, Volvo da. Üstelik Tesla, güvenli sıfatına oynamadığı hâlde.

Volvo'nun "güvenli" olduğunu hatırlatmaya ihtiyacı var. Onu neden güvenli bulduklarını buradaki hedef kitlesine tekrar anlatmalı.


Peki Türkiye'de markalar neler yapıyor?

Gezi Olayları sırasında tutarlı seslenemeyenler,
hedef kitlesi ile karşı karşıya gelenler,
daimi müşterilerine kapısını kapatanlar,
lüks marka olmak isteyip indirim dönemini İnternet'te ve dükkanlarında uzun süre tutanlar,
"nasılsa alıyorlar" diye müşterilerini satış sonrası yok sayanlar...

Bitmek bilmeyen bir liste. Türkiye'de sevilen birçok marka maalesef bilerek/bilmeden oluşturdukları marka algılarını, nasılsa cepte diye hiç düşünmeden harcıyor.

Türkiye'nin zayıf ekonomisini kırmak için markalara ihtiyacı var. Tüm gelişmiş ekonomilerin ardında markalar var. Türkiye birdenbire yüksek refah seviyesine ulaşamaz. Ancak eninde sonunda bu yola girmeyi gerçekten istiyorsak, markalara yatırım yapmaya başlanmalı.

24 Ocak 2013 Perşembe

Teknoloji Takipçileri Modadan Neler Öğrenebilir?

4 yıl aradan sonra iPhone 3 ile yollarımızı ayırdık. İşime rağmen, yıllarca telefon değiştirmemem insanları biraz şaşırtıyordu.

Bilgisayarımı ortalama 2 yılda bir değiştiriyorum. Tablet kullanmıyorum, tablete pek anlam da veremiyorum. Telefon konusunda tutucuydum, çünkü ne iPhone 4 iyi bir telefondu, ne de eski bir Google çalışanı olmama rağmen Android dünyasına ısınamamıştım. (Sonunda Galaxy S3 aldım. iPhone 5 hakkında da iyi yorumlar duymuyorum.)

Sürekli cihaz değiştirip, en yeniyi kullanma çabamızın arkasında fonksiyonel bir durum yok. Kabul etmek lazım. Aslında konu teknoloji değil, moda. Nasıl ki kadınlar bir yıl önce moda olan ve bayılarak aldıkları giysilerin yüzüne bir yıl sonra pek de bakmıyorlar, aynı durum teknolojik ürünlerde de erkekler için geçerli.

Öyleyse teknolojinin modadan öğrenebileceği bir şeyler olmalı:
  • Lüks markalara "inanılmaz paralar" yatırdığı düşünülen moda sever kadınlar ile, her yeni cihazı almak isteyen tech geek erkekler arasında pek fark yok. Kadınlar, misal 3000'i bir Louis Vuitton çantaya yatırırken; erkekler aynı parayla Sony Vaio laptop alıyor. Oysa replika ya da markasız dünya kadar çanta var. Ucuz laptop da var. Yani, etiket sattırır.
  • Apple'ın ezber bozan cihazı iPhone, tuşlar olmadan da telefon olabileceğini göstermişti. Şimdilerde tuşu olan telefona antika gözüyle bakar olduk. Apple'ın hayırlı evladı iPhone ile, bugün Chanel'i Chanel yapan No:5 parfüm arasında ne fark var? Yani, markanın kuvveti, kendi başına markalaşan ürünlerinden de gelir.
  • Özleyeceğim için galiba, emektar iPhone'um üzerinden örnek vereyim yine. Apple aslında iPhone fikrini yıllar önce bulmasına rağmen, halen aynı ürünü satabiliyor. Tasarımda biraz değişiklik, ardından ismin sonuna +1. İşte bu kadar. Tıpkı kozmetik ürünleri gibi. Ambalajı değiştir, aynı ürünü sat. Her yıl aynı ürünlerle farklı trend'ler yarat. Yani, iyi bir ürün geliştirdikten sonra, küçük tasarımsal ve fonksiyonel değişiklikler ile uzun süre o ürünü yaşatmak mümkün.

  • Bundan bir yıl önce Marliyn Manson ile özdeşleştirebileceğimiz dikenli ayakkabılar, bu yıl Louboutin'in neredeyse tüm koleksiyonunda vardı. Misal plaza kadınlarına focus group yapsalar, olumlu yorum gelmezdi, eminim. Ama şimdi 10 kadından 7'sinin ayakkabısı dikenli. Tıpkı iPad gibi. Sorsalar gereksiz bulunurdu. Yaptılar, oldu. Yani, bazen yeni ürünler denemek ve kalıpların dışına çıkmak markaya başarı getirebilir.

  • Son yıllarda eski zamanlara dönüş trend'i hakim. YSL, meşhur logosunu artık sadece klasik ürünlerinde kullanacağını açıkladığında, lüks moda dünyasında büyük yankı bulmuştu. Moda, giderek daha hızla kendini tekrar ediyor. Teknoloji de öyle. Örneğin birkaç ay önce bilgisayarlarımıza DOS kurup kuzenlerimle Wolfenstein oynadık. Eskiye hasret insan doğasında var. Yani, eski ürünleri canlandırmak bazen markaya yeni bir enerji sağlar.
 

11 Ocak 2013 Cuma

Zengin İşi İnternet

Vintage akımının uzun süredir moda olması sebebiyle belki de, lüks ile teknolojiyi ve dolayısıyla dijital pazarlamayı bir arada kabul edememek gibi bir yanılgı var. Birçoğunun gözünde lüks, Paris'in sokaklarında biraz eskiye hasret, bu zamanlara küs, varlığını sürdürüyor. Oysa üst sosyoekonomik seviyedeki tüketiciler, dijital dünyanın en eski sakinleri. e-Ticaret de, İnternet'te bilgi aramak da uzun süredir hayatlarında var.

Akademik literatürde Digital Divide teorisi der ki; yeni teknolojilere önce yüksek sosyoekonomik seviyedeki kişiler erişir. Sonra sırayla alt sınıflara inmeye başlar. Televizyonda da böyleydi, cep telefonunda da. İnternet'te de böyle oldu, sonra her ne gelecekse onda da büyük olasılıkla böyle olacak.


Konumuza geri dönersek, lüks markaların bir kısmı, potansiyel müşterilerinin dijital kanaldan hedeflenebileceğini fark ettiğinden bu yana, dijital varlıklarını geliştiriyor. Lüks markaların üst düzey pazarlama çalışanları ile yapılan bir araştırmanın sonuçları 2012 Luxury Interactive Konferansı'nda paylaşılmış. Öne çıktığını düşündüğüm bazı sonuçlar, dijital mecra ile lüks marka pazarlamasının çoktan başladığını gösteriyor:
  • 2011'den 2012'ye, -araştırmaya katılan- lüks markaların 81%'i dijital pazarlama bütçelerini artırmış.
  • 53%'ünün pazarlama ekipleri, toplam pazarlama bütçelerinin en az 20%'sini dijital pazarlamaya ayırmış.
  • Söz konusu markaların 75%'i, video kullanımının takipçilerle etkileşim sağlama amacı taşıdığını belirtmiş.
Kısacası, bir zamanlar müşterileriyle bile arasına mesafe koyan lüks markalar, dijital çağın gereksinimi olan iki yönlü iletişimin kurallarına göre oynamaya başladı.

Tüm yazıyı Lacoste'un videosu özetliyor aslında. Alamet-i farikası polo yaka t-shirt'lerin gelecekte nasıl olacağını anlatan Lacoste, dijital çağa hazır olduğuna dair sembolik göndermeler de yapmış.


The Polo of the Future from Lacoste on Vimeo.

21 Kasım 2012 Çarşamba

Lüks Marka Yönetimi 101

Lüks marka yönetimi ile ilgili daha önce yazdığım iki yazıyı kısaca özetleyerek devam edeceğim.
Lüks markalar, doğaları gereği rakiplerine göre konumlanmıyor. Her marka, kendine ait bir tarz ve bu tarzı yansıtmak isteyen müşterilerinden oluşuyor. Mevcut ve potansiyel müşterilerinin İnternet'te olmadığına kanaat getiren pazarlama ekipleri; markalarının online varlığını kaderine terk ediyor.


Peki lüks marka yönetiminde pazarlama ekipleri, dijital pazarlamaya nasıl başlayabilir?

  • Herhangi bir sektörden, herhangi bir markaya ilk önerilenlerden biri blog açmaktır. Genelde bu yaklaşımı doğru bulmuyorum. Ama konu lüks olduğunda, müşterisi olsun olmasın birçok insanın o markaya yakın durmak istediği bir gerçektir. İnternet'te marka hakkında bir şeyler arayan insanlara, markanın kendi oluşturduğu içeriği sunması dijital PR ve SEO açısından isabetlidir.
  • Lüks markalar trend'leri belirler. Trend'ler siteden ve blogdan paylaşılabilir. Böylece marka, yarattığı trend'leri online'da da sahiplenmiş olacaktır.
  • Önceki yazımda da belirttiğim gibi, lüks markalar ünlüler gibidir. Takipçileri onunla konuşmak ister. Diğer markalarla karşılaştırıldığında bu, büyük bir "lüks". Sosyal medyada birebir iletişimin gücünü kullanmak, dijital pazarlamada marka için önemli bir fırsattır.
  • Sosyal medya ayrıca güvenlik sübabıdır. Başkalarının markayı sahiplenip, marka adına konuşmasını engeller. İyi niyetli olsa bile, marka adına konuşanlar aslında önemli bir risk de oluştururlar.
  • Marka hakkında oluşan içerik takip edilmelidir. Özellikle olumsuz içerikleri erken tespit etmek, online PR ve devamında da geleneksel PR açısından hayat kurtarıcıdır.
  • Kısıtlı üretilen ürünler hakkında bilgi paylaşmak  ve  sadece İnternet'e özel üretilen koleksiyonlara yer vermek de İnternet'te etkin çalışmalardır.

25 Ekim 2012 Perşembe

Lüksün Dijitali Olmaz

Lüks Markalar Neden Pazarlama Yapmıyor? yazısında lüks markaların başka markalarla rekabet etmediğinden, her markanın kendine özel bir dünyası olduğundan söz etmiştim.

Lüks markalar, uzun yıllardır replika (yani orijinale yakın görünümdeki sahte ürünler) ile mücadele ediyor. Üstelik İnternet ile birlikte, dünyanın birçok yerindeki replika satıcılarına ulaşmak kolaylaştı.

Görünen o ki, "lüksün" online pazarlama yapmaya başlaması gerekiyor. Ama birçok pazarlamacının aklına soru işaretleri var.



"İnternet'te ne yapalım?" diye sormadan önce, "Neden İnternet'te olalım ki?" sorusuna cevap vermek gerekir. Lüks markaların pazarlama ekiplerinin aklına takılan sorulara bakalım.
  • "Pahalı ürünler İnternet'ten alınmaz."
  1. Lüks markalar pazarlama planı yaparken satış hedefi değil prestiji dikkate alırlar. Bu sebeple, doğru olduğunu düşündükleri kanallarda, varlıklarını gösterirler. Amaç satış olmadığına göre, sadece İnternet için bu karar değişmiyor olmalı.
  2. Birçok lüks marka online satış yapmıyor, e-ticaret ile -Türkiye'de henüz- ilgilenmiyor. Yine de siteleri var ve bu sitelere arama motorları ağırlıklı olmak üzere, sosyal medya, online içerik, vb. kanallardan trafik alıyorlar. Satış olmasa da, herhangi bir sitenin trafiğe ihtiyacı vardır.
  • "Lüks markaların hedef kitlesi ve müşterileri İnternet'te değil."
  1. Markaların neredeyse tamamı, hedef kitle ile iletişimde olabilmek için pazarlama bütçelerini zorluyor. Buna rağmen kapı duvar ile karşılaşabiliyorlar. Kendimizi iletişime kapatıyoruz. Tepki gösteriyoruz. Yok sayıyoruz.
  2. Oysa lüks markaların müşterileri, hedef kitlesi, hayranları; iletişim için hazır bekliyorlar. Lüks marka, ünlü bir insandan farksızdır. Siz hiç, hayranlarının ilgisini çekmeye çalışan bir ünlü gördünüz mü?
  3. Türkiye gibi ülkelerde, İnternet'e erişebilen elektronik cihaz (bilgisayar, akıllı telefon, tablet) sahipliği, sosyoekonomik seviye ile doğru orantılı artıyor. Yani hedef kitleniz İnternet'te. Tabii siz doğru hedeflemeyi bilirseniz.
  4. Dijital Jenerasyon, yani geleceğin hedef kitlesi İnternet'te. Bundan 10 yıl sonrasını da düşünmek zorundasınız. Dijital Jenerasyon, İnternet'ten uzak markaların diline yabancı, unutmayın.
  • "Özel ve zor erişilebilir bir markayız. İnternet gibi bir yerde bize herkes erişir, marka algımız zayıflar."
  1. Çok gerilerde kalan bir fikir. Diğer markalar tüketiciyi, birebir iletişime alıştırdı bile. Tüketiciye uzak durmak tarih oldu.
  2. Özel bir marka olmak, sadece fiyat ile ilgili değildir. Bir süre Türkiye'nin önemli markaları haline gelen private shopping sitelerini düşünün. Hedef kitle ile "yakın ilişki kurmak" ve onlara ayrıcalıklı olduklarını hissettirmek gerek. Yani özel bir marka olabilmek için yapılacak birebir iletişim sadece İnternet ile mümkün.
  • "Geleneksel pazarlama kanalları markamız için daha doğru ve daha prestijli."
  1. Bu, en kolay yanıtlanabilecek argüman. Dünya pazarlama trend'lerini takip ediyorsanız, Türkiye'de de başlayan online mecranın egemenliği ve birkaç yıl sonra en büyük pazarlama kanalı haline gelecek olmasını zaten duymuşsunuzdur.
  • "Sosyal medyayı kontrol etmek zor."
  1. Öncelikle sosyal medya derken Twitter ve Facebook'un fazlasından bahsettiğimi belirtmeliyim. Tüketici ile aktif iletişim kurabildiğiniz, siteniz dışındaki birçok online kanalı sosyal medya olarak kabul edebilirsiniz. Sizce, bu kadar çok insanın, sadece siz yoksunuz diye sizin hakkınızda konuşmaması olası mı? Yani siz İnternet'te olsanız da olmasanız da, insanlar sizi konuşacaktır. Zaten konuşmuyorlarsa sıkıntı vardır. Siz en iyisi etrafta olun ve kulaklarınızı dört açın.
Tüm soru işaretlerinin silindiğini varsayarak, sıradaki soruya geliyoruz: "Dijital pazarlama yapmaya karar verdik. Nereden başlayalım? Neler yapabiliriz?" Bir sonraki yazı...

21 Ekim 2012 Pazar

Lüks Markalar Neden Pazarlama Yapmıyor?

Mevcut işim sebebiyle bir süredir moda dergilerini takip ediyorum. Belirli bir segmentin üzerindeki tüm moda dergilerinin ortak özelliği, ilk sayfalarının tamamen reklam olması.

Düşünün. 300 sayfalık dergi içindeki reklamlardan herhangi biri olmak için reklam veriyorsunuz.



Sonra bu reklamların, Kadınlara Reklam Yapmak başlıklı yazım ile çeliştiğini fark ettim. Sezgilerin Gücü kitabında Gigerenzer'in dediği gibi, "Kadınlara çok seçeneği olan ve tercihlerini destekleyen sebepler sunan reklamlar yapmak gerekir. Çünkü kadınlar seçenekler arasından tercih yapmak ister ve kararlarının desteklenmesini severler."

Peki madem öyle, neden bu lüks markaların reklamlarında kimi zaman ürün bile arka planda kalıyor?

Çünkü lüks konumlandırılmaz. Lüks, rekabet etmez.

Her pazarlamacının üç aşağı beş yukarı yaptığı marka konumlama çalışmalarına göre:
  • fiyat
  • ürün/servis
  • erişilebilirlik & dağıtım
  • iletişim dili
  • hedef kitlenin beklentisi
  • rakiplerin konumlandırması
  • pazarın yapısı
tespit edilir ve markanın pozisyonu bunlara göre belirlenir. Hatta pazarlamacılar düzgün yapmasa da piyasa şartları markayı olması gerektiği yere konumlandırır.

Fakat lükste, diğerleri diye bir kavram yoktur. Chanel'in dünyasında sadece Chanel vardır. Lüks markalar, markanın kurucusunu ve o markayı seçenlerin kişiliklerini yansıtır.

Chanel denildiğinde akla, (ilgiliyseniz) o tarza uygun kadınlar gelir. Benzer markalar, başka markaları andıran ürünler değil.

Lüks markanın tek sorunu replikalardır. (Yani birebir üretilmiş sahte ürünler) Diğer markalar ise, kimliklerini korumaya çalışır.

Peki kullanıcılar İnternet ile dünyanın her yerine ulaşabilirken, replikalar online'da da yayılırken lüks markalar İnternet'te ne yapmalı? Bu da bir sonraki yazı.