gen-d etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gen-d etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2012 Perşembe

Lüksün Dijitali Olmaz

Lüks Markalar Neden Pazarlama Yapmıyor? yazısında lüks markaların başka markalarla rekabet etmediğinden, her markanın kendine özel bir dünyası olduğundan söz etmiştim.

Lüks markalar, uzun yıllardır replika (yani orijinale yakın görünümdeki sahte ürünler) ile mücadele ediyor. Üstelik İnternet ile birlikte, dünyanın birçok yerindeki replika satıcılarına ulaşmak kolaylaştı.

Görünen o ki, "lüksün" online pazarlama yapmaya başlaması gerekiyor. Ama birçok pazarlamacının aklına soru işaretleri var.



"İnternet'te ne yapalım?" diye sormadan önce, "Neden İnternet'te olalım ki?" sorusuna cevap vermek gerekir. Lüks markaların pazarlama ekiplerinin aklına takılan sorulara bakalım.
  • "Pahalı ürünler İnternet'ten alınmaz."
  1. Lüks markalar pazarlama planı yaparken satış hedefi değil prestiji dikkate alırlar. Bu sebeple, doğru olduğunu düşündükleri kanallarda, varlıklarını gösterirler. Amaç satış olmadığına göre, sadece İnternet için bu karar değişmiyor olmalı.
  2. Birçok lüks marka online satış yapmıyor, e-ticaret ile -Türkiye'de henüz- ilgilenmiyor. Yine de siteleri var ve bu sitelere arama motorları ağırlıklı olmak üzere, sosyal medya, online içerik, vb. kanallardan trafik alıyorlar. Satış olmasa da, herhangi bir sitenin trafiğe ihtiyacı vardır.
  • "Lüks markaların hedef kitlesi ve müşterileri İnternet'te değil."
  1. Markaların neredeyse tamamı, hedef kitle ile iletişimde olabilmek için pazarlama bütçelerini zorluyor. Buna rağmen kapı duvar ile karşılaşabiliyorlar. Kendimizi iletişime kapatıyoruz. Tepki gösteriyoruz. Yok sayıyoruz.
  2. Oysa lüks markaların müşterileri, hedef kitlesi, hayranları; iletişim için hazır bekliyorlar. Lüks marka, ünlü bir insandan farksızdır. Siz hiç, hayranlarının ilgisini çekmeye çalışan bir ünlü gördünüz mü?
  3. Türkiye gibi ülkelerde, İnternet'e erişebilen elektronik cihaz (bilgisayar, akıllı telefon, tablet) sahipliği, sosyoekonomik seviye ile doğru orantılı artıyor. Yani hedef kitleniz İnternet'te. Tabii siz doğru hedeflemeyi bilirseniz.
  4. Dijital Jenerasyon, yani geleceğin hedef kitlesi İnternet'te. Bundan 10 yıl sonrasını da düşünmek zorundasınız. Dijital Jenerasyon, İnternet'ten uzak markaların diline yabancı, unutmayın.
  • "Özel ve zor erişilebilir bir markayız. İnternet gibi bir yerde bize herkes erişir, marka algımız zayıflar."
  1. Çok gerilerde kalan bir fikir. Diğer markalar tüketiciyi, birebir iletişime alıştırdı bile. Tüketiciye uzak durmak tarih oldu.
  2. Özel bir marka olmak, sadece fiyat ile ilgili değildir. Bir süre Türkiye'nin önemli markaları haline gelen private shopping sitelerini düşünün. Hedef kitle ile "yakın ilişki kurmak" ve onlara ayrıcalıklı olduklarını hissettirmek gerek. Yani özel bir marka olabilmek için yapılacak birebir iletişim sadece İnternet ile mümkün.
  • "Geleneksel pazarlama kanalları markamız için daha doğru ve daha prestijli."
  1. Bu, en kolay yanıtlanabilecek argüman. Dünya pazarlama trend'lerini takip ediyorsanız, Türkiye'de de başlayan online mecranın egemenliği ve birkaç yıl sonra en büyük pazarlama kanalı haline gelecek olmasını zaten duymuşsunuzdur.
  • "Sosyal medyayı kontrol etmek zor."
  1. Öncelikle sosyal medya derken Twitter ve Facebook'un fazlasından bahsettiğimi belirtmeliyim. Tüketici ile aktif iletişim kurabildiğiniz, siteniz dışındaki birçok online kanalı sosyal medya olarak kabul edebilirsiniz. Sizce, bu kadar çok insanın, sadece siz yoksunuz diye sizin hakkınızda konuşmaması olası mı? Yani siz İnternet'te olsanız da olmasanız da, insanlar sizi konuşacaktır. Zaten konuşmuyorlarsa sıkıntı vardır. Siz en iyisi etrafta olun ve kulaklarınızı dört açın.
Tüm soru işaretlerinin silindiğini varsayarak, sıradaki soruya geliyoruz: "Dijital pazarlama yapmaya karar verdik. Nereden başlayalım? Neler yapabiliriz?" Bir sonraki yazı...

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Online Pazarlama ve Geleneksel Pazarlama Sunumu

12 Temmuz'da Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen 2. Sosyal Medya Uzmanlığı sertifika programı sona erdi.
Derste, online pazarlamanın gelişimi ve geleneksel pazarlamanın bu süreçten nasıl etkilendiğini konuştuk. Sunuma, Dijitalist'te de yer vermek istedim. Şu zamana kadar yaptığım sunumların birçoğunu, SlideShare hesabımda bulabilirsiniz.

   

27 Nisan 2012 Cuma

Online Pazarlamada Kariyer

“Online pazarlama yapmak istiyorum. Nereden başlayayım?”
“Online reklamcılık ile ilgili okumam için ne önerirsiniz?”
“Sizce dijital PR ve sosyal medya uzmanı olmak için neler yapmak lazım?”
“Ben de AdWords öğrenmek istiyorum. Ne yapayım?”

Böyle uzar gider. Bu tür sorular o kadar çok geliyor ki, belki de tek tek cevap vermek yerine Dijitalist’te yer vermek daha doğru olacak.



1990 ve sonrasında doğan dijital jenerasyon ve 1980-1990 arasında doğan (bence) dijital öncesi jenerasyonun gözü tabii ki İnternet’te. Eski jenerasyonların aksine, İnternet ve fiziksel yaşam için farklı karakterler oluşturmaya yönelmeyecek kadar İnternet’teyiz. Hayatımız İnternet ile entegre. Neden ikiye bölünelim?

Hâl böyle olunca, İnternet’in hobi değil iş olması kulağa harika geliyor. Peki gerçekten düşünüldüğü kadar keyifli mi? Aklıma gelenleri madde madde yazdım. Lütfen eklenecek bir şeyler olduğunu düşünüyorsanız değerli yorumlarınızı paylaşın.

Her sabah, “bugün hangi bilgi eskidi?” diye Reader’ınızı açmaya hazır mısınız? Kitap önerisi isteyen arkadaşlar, online pazarlama ile ilgili kitapların tüketim ömrü en çok 1 yıl. Organik ürün alsanız daha uzun gider. Maalesef ve iyi ki değişim çok hızlı. Kitapların yetişmesi giderek zorlaşıyor. Asla bitmeyen üniversiteye (çimlerde yatılmayan) hoş geldiniz.

“Ya ne yapıyorsun ki. Tweet atıyorsun, Google’a kelime giriyorsun.” Bu kadar basit bir iş yaptığınızı düşündüğünde, insanlara ne açıklayabilirsiniz? Bir zaman ailenize umutsuzca, “beni anlamıyorsunuz,” dediğinizi hatırlayın. Kariyerinizde bu hissi çok yaşayacak ama böyle dile getiremeyeceksiniz. İşte olay bu kadar basit. Şahsen umudum dijital öncesi jenerasyonda. Bizler tam da dönüşümün yaşandığı zamana denk geldiğimizden, şans ve şanssızlığı aynı anda yaşıyoruz. Ancak Outliers kitabında Gladwell’in özetle belirttiği gibi, “Başarı, çok çalışmak ve uygun zamanda dünyaya gelmek ile gerçekleşiyor.” Zaman uygun. Geriye çok çalışmak kalıyor.

Online pazarlamada kariyer yapmak isteyen ve CV gönderen birçok kişi beni çok şaşırtıyor. Sosyal medya uzmanlığı için başvuran ve kendine uzman diyen, bir tane bile sosyal medya hesabı olmayan... SEO uzmanıyım diye gelip, URL deyince far tutulmuş tavşan gibi bakan... Maalesef bu tür kişilere çok denk geldim. Sadece rastlantı olduğunu umuyorum. Online pazarlama kariyeri istiyorsanız, online varlığınız olmalı. Bu da oldukça emek gerektiren bir iş.

CV paylaşan kişilerde gördüğüm bir başka ilginç nokta ise, Türkçe kullanımı. Herhangi bir markanın pazarlama departmanında yer almak, iyi bir iletişimci olmayı gerektirir. Pazarlamada bulunan, yani işi iletişim olan, ancak düzgün Türkçe kullanamayan insanlara yorum yapamıyorum.

Pazarlama, İnternet ile birlikte özüne dönüyor. Samimi iletişim kurmak ve çalışmaların etkisini ölçebilmek gibi olanaklar yeniden gündemde. Sadece hislere ve kişisel beğenilere dayanan pazarlama planlarının ömrü bitmek üzere... Planlarınıza tabii ki tüm kalbinizle inanın. Ancak sayıları da bir kenarda tutmayı ihmâl etmeyin.

Pazarlama eskisi gibi sadece reklam veren departman değil. A’dan Z’ye her departman ile beraber çalışmak zorunda. Lojistik, IT, çağrı merkezi, satın alma... Herkesin ne yaptığından haberdar olmalı ve onlarla müşteriler arasındaki köprü görevini üstlenmeli. Kolay yazılan, zor yapılan bir iş.

Gelecekte Pazarlama Departmanı Nasıl Olmalı? yazısını okumanızı tavsiye ederim. Hangi departman için, hangi bölümlerden mezun olmak gerektiğini de açıklıyor. Ama özetle, matematiği sevmelisiniz. Ölçmeden bir adım bile atmıyoruz. Offline’ı da ölçmek için sürekli yöntemler bulmaya çalışıyor ve aramızda bunlardan bahsediyoruz. Biraz kapalı bir dünyayız aslında ama bildiğimizi saklamayız, öğrenmek için sormaktan çekinmeyiz.

24 Nisan 2012 Salı

İnternetçi'den Müdür'e Uyarı

TV büyüyor,” dedi mağrur bir ifadeyle müdür, “Daha da büyüyeceğini söylüyorlar. En büyük yatırımı TV’ye yapmalıyız, İnternet’te sadece fakir ve cahiller var.”

TV’nin büyüyeceğine inanan gelenekselciler için, bir İnternetçi’nin uyarısıdır bu yazı.




Ne demiş o müdür, bakalım.

1. “TV büyüyor, en büyük yatırımı TV’ye yapmalıyız.” :

Her yıl geleneksel bir mecrayı daha geride bırakan İnternet, şu sıralar gazetelerin ensesinde. Geriye sadece TV kaldı. İnternet’in birinciliğine en çok 3 yıl veriyorum. Deyim yerinde: Buraya da yazıyorum.

İnternetsiz ve cep telefonsuz dünyayı tanımayan, tablet kullanmaktan kitap sayfası çeviremeyen dijital jenerasyon geliyor. Kendisine özel hâle getiremediği mecrayı yok sayacak. İnternet’i, hayatının her yerine taşıyacak.

TV büyüyecekmiş. Düşünün ama seslendirmeyin. Kendinize güldürmeyin.

2. “İnternet’te sadece fakir ve cahiller var.” :

Sevgili müdür ve benzerleri, eminim çocuğunuz vardır. Onu evde bırakıp gittiğinizde, bilgisayarı TV’ye bağlıyor haberiniz olsun. Önceden belirlenmiş yayını yüzünden TV’ye gıcık oluyor. Büyüdüğünde kendi evini akıllı teknoloji ile dolduracağını hayal ediyor. “Benim çocuk diye söylemiyorum, vallahi pek zeki” dediğiniz çocuğunuza cahil demeyin, kendinizi yakarsınız.

Müdürün dilinden konuştuktan sonra şimdi de İnternetçi olarak konuşayım. 2010 Türkiye İnternet Kullanım Trend’leri yazımda paylaştığım gibi, yapılan araştırmanın sonucu diyor ki: “İstatistikler, eğitim seviyesi ile İnternet kullanımı arasındaki doğru orantıyı yansıtmaktadır.” Türkçe meali, “Eğitim seviyesi arttıkça, İnternet kullanımı da artar.” Bence meali, “Cahil adamın İnternet’te işi en fazla Facebook ve MSN’dir.”

Gelelim fakirliğe... Maddi durumu yetersiz olan insanlar da İnternet kullanıyor, doğru. Bilgiye erişmenin sınıfsal ayrımı olmaz. Ama unutmamak gerekir ki; Google’da arama yapan, e-ticaret kullanan, Twitter’ı takip edenler de İnternet’te.

İnternet, hiçbir mecrada olmadığı kadar teknik bilgi gerektiren bir yer ve bilgiler sürekli eskiyor. Dışarıdan bakıldığında, nereden başlayacağını bile karıştırabiliyor insan. Ama her konuda bilgiyi barındıran İnternet, kendisini öğrenmek isteyen pazarlama insanlarına son derece cömert davranıyor. Ayrıca etrafınızdaki İnternet’ten anlayan yeni nesile soru sormaktan çekinmeyin.

Müdür, senin için üzülüyorum ama elimden bundan fazlası gelmiyor.

7 Şubat 2012 Salı

Online Pazarlama Sunumu - Dijital PR

Bu sunum, Bilgi Üniversitesi - Sosyal Medya Uzmanlığı 1. sertifika programında kullanılmıştır.

Dürüst olacağım: Dinleyenleri bilmem ama, benim için keyifli olan kısım burada başlamıştı. :)

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Bu Buzdolabını Kim Seçti?

Nyan Cat 3.5 milyondan fazla izlendi. Pixel bir kedi, gökkuşağında koşup duruyor, o kadar. 6-15 yaş arası çocukların videoya verdiği tepkiler arasında bazıları dikkatimi çekti:

3:00 - YouTube'a nasıl 6 saatlik bir video yüklenir ki?
4:10 - Kaç dislike gelecek görmek istiyorum.

Bir zaman dijital ajansta çalıştığımdan, insanların birbirine YouTube soruları sormasına alışığım. Oysa bu çocuklar, doğuştan bu bilgiye sahip gibiler.

Kısacası, İnternetsiz dünyayı bilmeyen ilk jenerasyon, Gen-D, bilgisayar başına oturdu. Henüz farkında olmayanlara ufak bir tüyo. Satın alma kararlarından yeni medya düzenine kadar birçok önemli ve güncel konuda onların kararlarına bağlıyız.


İyi de, onları bizden farklı kılan ne?

Öncelikle, bilgisayar ve telefonu aynı anda kullanıyorlar. Dikkatlerini çekmek ne kadar zor düşünün. Emektar televizyona gelince... Dijital çerçeveden farkı yok. Hep sessiz, hep arka planda.

Evet, suskun görünüyorlar. Onlara asosyal diyoruz, ebeveynler endişeleniyor. Peki hangimiz o yaşlardayken, yüzlerce kişi ile sürekli iletişim halindeydik?

Bence, maneviyatı güçlü, iyi soru sormayı ve kolay cevap bulmayı bilen yetişkinler geliyor.

Yani e-ticaret tarafından bakınca, "Şu buzdolabının en ucuzu nerede?" sorusunun cevabını arayan ve hemen bulanlar, Gen-D'den başkası değil. Rewired kitabında Larry Rosen'in belirttiği gibi; henüz kredi kartları olmasa bile, satın alma kararını aslında onlar yönetiyor.

Bu noktada fiyat en önemli satın alma faktörü gibi görünse de, araştırmalara göre markalarla araları fena değil. Tabii ki bu, rakipten alışveriş yapmayacakları anlamına da gelmiyor.

Hal böyle olunca, marka sadakati adına endişeleniliyor. Haklılık payı var, kabul. Birkaç yıl sonra, pazarlamaya her zamankinden fazla iş düşecek.

Yine de, iyimser bir havanın hakim olduğuna inanıyorum. Her jenerasyonun kalbini fetheden, o dönemi yansıtan markalar vardır. İnternet'le yaşayan, bilgiye ulaşmayı bilen ve farklılık arayan Gen-D'nin kalbini de bence, kişisel e-ticaret deneyimi yaşatan markalar kapacak.