- offline pazarlama
- online pazarlamanın, offline pazarlamayı nasıl etkilediği üzerine bir sunumdur.
7 Şubat 2012 Salı
Offline Pazarlama Sunumu - Dijital PR
Bu sunum, Bilgi Üniversitesi - Sosyal Medya Uzmanlığı 1. sertifika programında kullanılmıştır.
6 Şubat 2012 Pazartesi
Pazarlama Kanalları Sunumu - Dijital PR
Bu sunum, Bilgi Üniversitesi - Sosyal Medya Uzmanlığı 1. sertifika programında kullanılmıştır.
Dijital PR Nedir?
Bu sunum, Bilgi Üniversitesi - Sosyal Medya Uzmanlığı 1. sertifika programında kullanılmıştır.
17 Ocak 2012 Salı
e-Ticarette Satış Ekibi
İlki 24 Aralık, ikincisi 12 Ocak tarihinde yapılan GelirOrtakları etkinliklerinden sonra, affiliate marketing (gelir ortaklığı) sanırım birçok pazarlama uzman ve yöntecisinin aklında asılı kaldı.
İlk organizasyonun panelinde; ben de konuşmacı olarak yer almıştım. (Point Hotel – The Game’de yapılmış olmasına rağmen hiç oyun oynayamamış olsam da; Türkiye’nin kaliteli içerik üreten, önemli sitelerinin sahipleri ile tanışmak ve zaman geçirmek çok keyifliydi.)
Panelde, yeni bir dikey e-ticaret sitesinin affiliate’e nasıl yaklaştığını anlatmaya çalıştım. Sonradan aklıma gelenler ve panelde konuştuklarımızı özellikle girişimcilere faydalı olmasını temenni ederek, burada da paylaşmak isterim.
• Tıpkı marketlerde olduğu gibi, İnternet’te de bütün markalar “raflarda.” Affiliate ile amacımız aslında, “raf anlaşması yapmak.” Ama unutulmamalı ki, her müşterinin sepetine ürün bile atsalar; müşteri kasaya geldiğinde o ürünü kasanın dibinde bırakır. Yani, eğer ürününüz ve siteniz cazip değilse, sizin için kim ne yaparsa yapsın malınızı satamazsınız.
• Sizin için tıklama maliyetlerini ödeyen ve sadece satış üzerinden kâr payı isteyen bir ekip ile karşı karşıyasınız. Eksi ile masaya oturan kişilerin, başka seçenekleri de olduğunu unutmamalısınız. Yan masada daha iyi bir oyun dönüyorsa, masadakileri tutmak o kadar da kolay olmayabilir. Yani, hedeflediğiniz dönüşüm (conversion) türüne uygun bir teklif ile çalışmayı kabul etmelisiniz.
Peki pazarlama tarafı? Pazarlamada karar vericilerin, “dark side”a adım atar gibi hissetmemeleri için affiliate network’ler ve siteler nelere dikkat etmeli?
• Başlangıçta karar verilen kanalların dışına çıkmamalılar. Yani, ben şirket içinde AdWords hesabı yönetiyorsam, çalışma şartlarında AdWords kullanılmamasını belirttiysem, keyword’lerime teklif veren affiliate’e inancım kalmaz.
• Affiliate’ler, markayı yönlendirecek insight’lara sahip olduklarını unutmamalı. Potansiyel müşterilerle birinci dereceden temasta olan onlar. Trend ve beklentilere dair insight’ları markalar ile paylaşmaları, affiliate – marka – müşteri için üç yönlü fayda sağlayacaktır.
Son olarak, insanların satış görevlilerinden yardım almaya alışık olduğu unutulmamalı. Birçok insan için e-ticaret hâlen yeni bir kavram. Panelde de belirttiğim gibi affiliate aslında satış ekibidir ve müşterinin dilinden en iyi satış görevlileri anlar.
Bu arada kısaca Türkiye’deki affiliate network’lerden bahsetmekte fayda var. Bildiğim kadarıyla Türkiye’nin en eski affiliate network’ü GelirOrtakları’na ait. Zanox da, Avrupa’da yüksek bilinirliğe sahip ve bu yıl Türkiye lansmanını yapan diğer bir network. Ayrıca MaxGelir, AdTriplex ve ReklamStore da, markaların affiliate pazarlaması için başvurabilecekleri network’ler. Belirtmediğim başka network’ler varsa bilmek isterim, lütfen yorumlarda paylaşın.
İlk organizasyonun panelinde; ben de konuşmacı olarak yer almıştım. (Point Hotel – The Game’de yapılmış olmasına rağmen hiç oyun oynayamamış olsam da; Türkiye’nin kaliteli içerik üreten, önemli sitelerinin sahipleri ile tanışmak ve zaman geçirmek çok keyifliydi.)
Panelde, yeni bir dikey e-ticaret sitesinin affiliate’e nasıl yaklaştığını anlatmaya çalıştım. Sonradan aklıma gelenler ve panelde konuştuklarımızı özellikle girişimcilere faydalı olmasını temenni ederek, burada da paylaşmak isterim.
• Sizin için tıklama maliyetlerini ödeyen ve sadece satış üzerinden kâr payı isteyen bir ekip ile karşı karşıyasınız. Eksi ile masaya oturan kişilerin, başka seçenekleri de olduğunu unutmamalısınız. Yan masada daha iyi bir oyun dönüyorsa, masadakileri tutmak o kadar da kolay olmayabilir. Yani, hedeflediğiniz dönüşüm (conversion) türüne uygun bir teklif ile çalışmayı kabul etmelisiniz.
Peki pazarlama tarafı? Pazarlamada karar vericilerin, “dark side”a adım atar gibi hissetmemeleri için affiliate network’ler ve siteler nelere dikkat etmeli?
• Başlangıçta karar verilen kanalların dışına çıkmamalılar. Yani, ben şirket içinde AdWords hesabı yönetiyorsam, çalışma şartlarında AdWords kullanılmamasını belirttiysem, keyword’lerime teklif veren affiliate’e inancım kalmaz.
• Affiliate’ler, markayı yönlendirecek insight’lara sahip olduklarını unutmamalı. Potansiyel müşterilerle birinci dereceden temasta olan onlar. Trend ve beklentilere dair insight’ları markalar ile paylaşmaları, affiliate – marka – müşteri için üç yönlü fayda sağlayacaktır.
Son olarak, insanların satış görevlilerinden yardım almaya alışık olduğu unutulmamalı. Birçok insan için e-ticaret hâlen yeni bir kavram. Panelde de belirttiğim gibi affiliate aslında satış ekibidir ve müşterinin dilinden en iyi satış görevlileri anlar.
Bu arada kısaca Türkiye’deki affiliate network’lerden bahsetmekte fayda var. Bildiğim kadarıyla Türkiye’nin en eski affiliate network’ü GelirOrtakları’na ait. Zanox da, Avrupa’da yüksek bilinirliğe sahip ve bu yıl Türkiye lansmanını yapan diğer bir network. Ayrıca MaxGelir, AdTriplex ve ReklamStore da, markaların affiliate pazarlaması için başvurabilecekleri network’ler. Belirtmediğim başka network’ler varsa bilmek isterim, lütfen yorumlarda paylaşın.
Etiketler:
adwords,
affiliate,
conversion,
dönüşüm,
e-ticaret,
online pazarlama
5 Aralık 2011 Pazartesi
Sosyal Ticaret ve Ego Problemi
İnsanlar ne aldıklarını neden sosyal medyada paylaşır?
1968 yılında Andy Warhol, “Birgün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” dedi. Yıl 2011, sosyal medyadaki herkes sürekli ünlü. Ve her ünlü, takipçilerinin kararlarını etkileyebilmek ister. Ben övdüm diye birinin Sennheiser kulaklık alması, egom için iyi bir besin kaynağı olsa gerek.
İkinci sebep ise, sosyalleşme ihtiyacımız. İnternet’i hayatımıza entegre ettik ve en sıradan konuşmalarımızı bile sosyal medyaya taşımaya başladık. E bu durumda, az önce Fenerbahçe – Beşiktaş bileti aldığınızı neden arkadaşlarınız bilmesin ki?
Ve son olarak da havuç faktörü. İndirim/Hediye kazanmak için, markaların sosyal medya kampanyalarına dahil oluyoruz. “Bu mesajı like et, %5 indirim anında senin” Kampanya ilgimi çekiyor, dâhil oluyorum ve belki de konu ile alakam bile yok.
Düşünmek gerek... Satın aldıklarımızı paylaşırken ne kadar dürüst davranırız? Biraz abartıp, doğrudan sapma olasılığımız nedir? Ya da gerçekten aldıklarımızın ne kadarını paylaşıyoruz?
Dünya ne kadar değişirse değişsin, olup bitenler içgüdülerimizin pek de umrunda değil. Hayatta kalma, topluma kabul edilme, ideal eşi bulma ve ona kendini beğendirme gibi itici güçler var.
Kısacası, 5 liraya kulaklık almışken, sırf arkadaş çevremle uyumlu olmak için Sennheiser aldığımı yazabilirim. Böylece, sosyal ticaret (social commerce) uygulamalarının beni yanlış segmente edip, yanlış hedefleyip durmasına sebep olurum.
Yıllardır focus group, anket, vb. çalışmalarla insanları anlamaya çalışan araştırmacılar, x% hata payını kabullenmişti. Üstelik insanlar, tanımadığı insanlarla ya da tek başınayken soruları cevaplamasına rağmen. Şimdi arkadaşlarımızlayız, tanımadığımız insanlar da hakkımızda fikir edinebiliyor ve yine de 100% dürüst davrandığımız varsayılıyor. Oysa ufacık bir pembe yalan bile, sosyal ticaretin hassas çarklarına çomak sokuyor.
Sosyal ticaret uygulamalarının semantik yapısı, aklımızdan geçenleri ve hislerimizi ölçebildiği gün düzgün çalışacak. O zamana kadar, büyük umutlar beslememek gerek.
1968 yılında Andy Warhol, “Birgün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” dedi. Yıl 2011, sosyal medyadaki herkes sürekli ünlü. Ve her ünlü, takipçilerinin kararlarını etkileyebilmek ister. Ben övdüm diye birinin Sennheiser kulaklık alması, egom için iyi bir besin kaynağı olsa gerek.
İkinci sebep ise, sosyalleşme ihtiyacımız. İnternet’i hayatımıza entegre ettik ve en sıradan konuşmalarımızı bile sosyal medyaya taşımaya başladık. E bu durumda, az önce Fenerbahçe – Beşiktaş bileti aldığınızı neden arkadaşlarınız bilmesin ki?
Ve son olarak da havuç faktörü. İndirim/Hediye kazanmak için, markaların sosyal medya kampanyalarına dahil oluyoruz. “Bu mesajı like et, %5 indirim anında senin” Kampanya ilgimi çekiyor, dâhil oluyorum ve belki de konu ile alakam bile yok.
Düşünmek gerek... Satın aldıklarımızı paylaşırken ne kadar dürüst davranırız? Biraz abartıp, doğrudan sapma olasılığımız nedir? Ya da gerçekten aldıklarımızın ne kadarını paylaşıyoruz?
Dünya ne kadar değişirse değişsin, olup bitenler içgüdülerimizin pek de umrunda değil. Hayatta kalma, topluma kabul edilme, ideal eşi bulma ve ona kendini beğendirme gibi itici güçler var.
Kısacası, 5 liraya kulaklık almışken, sırf arkadaş çevremle uyumlu olmak için Sennheiser aldığımı yazabilirim. Böylece, sosyal ticaret (social commerce) uygulamalarının beni yanlış segmente edip, yanlış hedefleyip durmasına sebep olurum.
Yıllardır focus group, anket, vb. çalışmalarla insanları anlamaya çalışan araştırmacılar, x% hata payını kabullenmişti. Üstelik insanlar, tanımadığı insanlarla ya da tek başınayken soruları cevaplamasına rağmen. Şimdi arkadaşlarımızlayız, tanımadığımız insanlar da hakkımızda fikir edinebiliyor ve yine de 100% dürüst davrandığımız varsayılıyor. Oysa ufacık bir pembe yalan bile, sosyal ticaretin hassas çarklarına çomak sokuyor.
Sosyal ticaret uygulamalarının semantik yapısı, aklımızdan geçenleri ve hislerimizi ölçebildiği gün düzgün çalışacak. O zamana kadar, büyük umutlar beslememek gerek.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

